Ahmet Turan

Ahmet Turan

PARANTEZ
Yazarın Tüm Yazıları >

GENÇLİK

A+A-

GÜNÜN SÖZÜ

Gençliğinde genç olabilenlere ne mutlu.

 

CEZA TAHTASI

 

GENÇLİK

Yarın 19 Mayıs 2009.

Tüm yurtta Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını kutlayacağız.

Bu milli bayramımızı yürekten kutluyoruz.

19 Mayıs 1919 Cumhuriyet tarihimizde önemli bir yer tutar. Hatta Anadolu insanı için Milli Mücadelenin startının verildiği tarih bile denilebilir.

O günlerde Anadolu sadece Konya, Karaman, Kayseri, Niğde ve Aksaray’dan ibaret bir bölge değil İstanbul’un dışında kalan tüm coğrafyaydı.

İstanbul işgalcilerin cirit attığı yer olduğu için Anadolu vatanı düşmandan temizlemede daha rahat hareket alanı sağlıyordu.

İnsanları güvenmiş ve cesurdu.

Gençleri hırsızlık ve arsızlık bilmezlerdi.

Şubat ayı işsizlik rakamları açıklanınca kendi kendime” Ne olacak böyle” dedim.

Her üç gençten biri işsiz hale geliyor.

İşsizliğin pençesine itilen gençlere de bir yandan eğlence merkezlerinde boş vakit geçirme, cep telefonu veya internet sohbeti yapmaları teşvik ediliyor.

Hatta gençler arasında yapılan araştırmalardaki beklenti ve istekler arasında üretim hiçbir şıkta yer almıyor.

Tüm gençlik bu çemberde mi?

Hayır.

Ama gidişat bu yönde.

Nasıl mı?

Otomobilde yol verme kavgalarına ve kavga sonucu öldürmeye kadar varan olaylara bir bakın. Yapanlar yaşları 20-25 arasındaki gençler.

Futbol müsabakaları öncesi meydana gelen kavgalara bir göz atın.

Yapanlar yine gençler.

Şehir içi ulaşımındaki otobüs ve tramvaylara binin. Yaşlıya, bayanlara yer vermeyen yine gençler.

Hepsi mi?

Hayır.

Ama örnek verdiğim olaylarda göze takılanlar hep gençler.

Milli Mücadele yıllarında olduğu gibi gençlerimiz artık tam sorumluluk almalı.

Kavga ortamlarının içinde değil, sevgi ortamlarını hazırlayanlar olmalı. Üretime katkı sağlayacak çalışma ve çabaların içinde olmalı.

İşsizliğin çözümünde, ülkenin kalkınmasındaki iktisadi politikalarda söz sahibi olmayı kendisine hedef koymalı.

Tarihini iyi bilmeli, inancına sahip çıkmalı.

Madem ki; ‘Geleceğimiz gençler’ diyoruz, gençlerde gelecek için kendilerini bu günden iyi hazırlamalı.

Hepimiz için başka Türkiye yok.

 

XXX

 

ÜÇ KAĞIT SIKINTISI

 

Döviz-faiz-borsa.

Üretim- istihdam- ihracat.

İkisi de ekonomi modeli. Biri gerçek, diğeri sanal. Ancak sanalın yaşaması için gerçeğe ihtiyaç var.

Siz gerçek olan üretimi yapmazsanız birileri yapar. Sanalı da size tavsiye eder.

Üretelim diyoruz. Ama üretim için mücadele eden sanayicimizi de bankaların insafına terk ediyoruz.

Sanayicimizin durumuna bir bakın. Bir de yabancıların eline verme yarışı yaptığımız bankaların durumuna.

Sanayicimiz üretim yapmak, istihdam sağlamak için uykularını kaçırıyor. Bankalar ise fırsatı ganimete çevirmenin keyfini çatıyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Mart verilerini içeren Mayıs Aylık Bülteni'ni yayınladı. Bülteni okuduğunuzda Bankacılık sektörünün kârının Martta bir önceki aya göre yüzde 62,4, yıllık bazda ise yüzde 32,9 arttığını görüyoruz.  Buna göre, mart ayında bankacılık sektörünün net kârı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 32,9, bir önceki aya göre de yüzde 62.4 artarak 5 milyar 208 milyon TL oldu. Takipteki kredilerin toplam krediler içerisindeki payı 20 baz puan artarak yüzde 4,4 oldu, KOBİ'lere kullandırılan 84.1 milyar TL nakdi, 32.4 milyar TL de gayri nakdi kredilerin 5.3 milyar TL'lik tutarı takibe düştü.

Takibe düşenler sanayiciler. Üretmek için çırpınanlar.

Bir yanlışlık var.

Ama nere de?

 

XXX

 

BİR HİKAYE

 

Herkesin hırsız olduğu bir ülke varmış, ama istisnasız herkesin. Gece olunca, insanlar maymuncuklarını ve fenerlerini yanına alır ve komşusunun evini soymaya gidermiş. Gün doğarken geri döndüklerinde yüklerini alırlarmış. Ama her seferinde kendi evlerini de soyulmuş bulurlarmış. Ülkede kimse kaybetmezmiş, çünkü herkes birbirinden çalar ve bu dolaşım son kişi ilk kişiden çalana kadar sürermiş.

Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış. Gece olduğunda, çanta ve fenerle dışarı çıkmaktansa evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş. Hırsızlar geldiğinde evde ışık yandığını görüp soymak için içeri girmezlermiş. Ve bu durum bir süre devam edince, ahali bir konunun açıklığa kavuşmasını istemiş:

'Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını bir şey yapmaktan alıkoymaya hakkın yok.' demişler.

Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çıkar, fakat hiçbir şey çalmaz, döndüğü zaman evini hep soyulmuş bulurmuş. Adamın bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek tek bir şeyi kalmamış ve ülkeyi terketmek zorunda kalmış.

Daha iyi soygun yaparak zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar. Zengin fakir ayrımı giderek çoğalmış. Zenginler mallarını korumak için tedbir almışlar. Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş. Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş. Çünkü yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da ülkeyi terketmişler. Zenginler ve maaşlı soyguncular ise soyacak kimse kalmadığı için servetlerini yitirmeye başlamışlar.

Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Ancak dürüst adamın evine gittiklerinde sadece yerde yazılı bir kağıt varmış. Kağıt da şunlar yazıyormuş: 'Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa her şey için çok geç olmuş demektir...' 
Bu yazı toplam 4801 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.