1. YAZARLAR

  2. Ahmet Güldağ

  3. Gazilere dönüş, Mevlevi dedesi, köy düğünü ve hastalanışım
Ahmet Güldağ

Ahmet Güldağ

MÜŞAHEDE
Yazarın Tüm Yazıları >

Gazilere dönüş, Mevlevi dedesi, köy düğünü ve hastalanışım

A+A-

Konya’da Eylül ayı yarısına kadar oyunla geçen yaşamım yanında Nakiboğlu Camisi’nde oyunlar ve namaz kılmalar…

Okumayı iyi öğrendiğim için Yavrutürk mecmuasında Süvari, Kızıl Maske ve Mandrake’yi Binbir romanda da o zamanlar ismini belirtmeden çocuk hikâyeleri yazan Kemalettin Tuğcu’nun yazılarını heyecanla okumalar son buluyordu.

***

Konya Demirciler Çarşısı yakınındaki Hadim Oteli önünde muallimleri Hadim’e götürecek taka otobüse saat onda bindik.

Ha gitti ha gidecek arası şoför gelip gidiyordu ama

Otobüsün içine bile girmiyordu.

Saat 14’de iki benzin tenekesi ile gelen şoför nihayet hareket etti.

Çumra’ya kadar şose yolda gittikten sonra dar ve toprak yola girerek Hadim’e yol alıyorduk hava da kararıyordu.

Uzatmayalım şimdiki Aladağ yol ayrımı denilen yerde inip Kaplanlı Köyü’ne gittik.

Gaziler ve diğer köylerden hayvanlarını getiren köylüler gece vakti bekliyorlardı.

Hayvanlara binip o uçurum gibi vadiden gece geçerek Gazilere geldik.

***

Okuma yazma ve hesap bilmem üzerine altı yaşımda olmama rağmen babam okulda ikinci sınıf çocuklarının arasına oturttu.

Okula gidişlerimde uzunca bir dalı bacaklarımın arasına koyup atla gidiyormuş gibi yol alıyor, bazen yol üzerindeki Demirci Mustafa amcanın demir dövüşünü seyrediyordum.

***

Bu arada ev değiştirdik. Daha evvel kendisine itibar ettiği Mevlevi Dergâhı’nın resmen kapanışı ile köyüne dönüp üzüntü ve ağlama sonu gözlerini kaybeden…

Mevlevi Mustafa dedenin evine göç ettik.

***

Mevlevi dede, ama olduğu halde neysiz sema dönüşünü öyle güzel yapardı ki Konya’da yapılan ihtifal törenlerinin hiç birinde o dönüşü göremedim.

Yandım piştim diye başladığı semayı seyredenler huşu içinde kalırdı.  

***

Köyün düğünü hoşuma giderdi.

Akşam kadınların iki ihtiyar kadının def çalıp “kara koyun dağdan meler gelir” nakaratını tekrarlamaktan başka türkü söyleyemedikleri çalgı karşısında milli kıyafetlerini giymiş genç kızlar oynarlardı.

Annemle kadınların eğlencesine gittiğim için, erkek kısmını ben göremedim ve bilmiyordum ama öğrendiğim kadarı ile onlar saz çalıp eğlenirlermiş.

Önlerinde ellerinde yeşil bayrak flaması ile gittiklerini gören babam evden Türk Bayrağını çıkarıp yeşil bayrağı indirtmiş “Bundan böyle Türk bayrağı kullanacaksınız” demişti.

Kimse kızmamış sevdikleri muallimlerinin sözünü tutmuşlardı.

Gelin bir ata bindirilmiş önünde biri çekiyordu.

İlk gördüğüm birinde şemsiyeyi atın önüne tutunca gelin işlemeli bir kese vermişti.

***

Ne oldu ise oldu ocak ayında aniden hastalandım.

Vücudumda bir şey yoktu ama ne kulaklarım duyuyor ne de ayaklarım yürüyor, ayağa bile kalkamıyordum.

Şimdiki zamanda kar yolu açılmış başka işlem olmasa bile birinin otosuna binip hastaneye boylanırdı.

Sayın öğretmenler ibretle okuyunuz. O zamanki meslektaşlarınız nelerle karşılaşırmış. Ya siz?

Hayvanla bir günde Hadim İlçesi maarif müdürüne gidip izin alacaksınız.

Bir at bulup iki günü geçen zaman içinde karları tepe tepe Konya’ya gelebileceksiniz.

Altı yaşındaki çocuk buna dayanabilir mi?

***

Çaresiz Mevla’ya bıraktılar. Ayda bir gezici sıhhiye iğne vururdu.

Bende de gelişme oldu yavaş yavaş tutunarak masa kenarında ayağa kalmaya başladım bunu yapa yapa ayaklarım yürümeye başladı ama kulaklarda ses yoktu.

Mayıs ayında muallimleri götüren çakıt otobüsle Konya’ya gelir gelmez doktora gittik.

Tedavi neticesi sağ kulağımı sağlığına kavuşturan doktor çok geç kalınmış diyerek soldakini kurtaramadı.

***

Gelecek hafta inşallah devam ederiz.

***

Sağlık ve esenlik içinde sevdiklerinizle yaşam dileğimle…

Bu yazı toplam 679 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.