1. YAZARLAR

  2. Hüzeyme Yeşim Koçak

  3. Gaziantep Gezisi Üstüne Ağır Bir Yazı, Çeşitlemeler
Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Gaziantep Gezisi Üstüne Ağır Bir Yazı, Çeşitlemeler

A+A-

Gaziantep Gezisi Üstüne Ağır Bir Yazı, Çeşitlemeler

 “Dünya!

Bana taktığın çelmeleri affediyorum,

Ama unutmuyorum.

Seni Tanrı’ya havale ettim.

Biliyorum ki,

O da seni yarattığı gün affetti.

Ve dünya!

Sen de benim gibi fanisin

Sanma ki sana 1-0 yeniğim..!”

                                                             Meral Can Uludağ, Kalbur Zaman İçinde Ölür Gece

 

Teşekkürle, şükranla başlayalım söze. Geziyi düzenleyen Konya Şube Başkanımız Mehmet Ali Köseoğlu’na, Halil İbrahim Tongur’a(esprili konuşması hoştu)..  konukseverlik, içtenlik ve sıcak alâkalarıyla doyumsuz saatler geçirmemize vesile olan Şehitkâmil Kaymakamı Mehmet Aydın, Şehitkâmil Belediye Başkanı Muhammed Rıdvan Fadıloğlu, Gaziantep İl Millî Eğitim Müdürü Celaleddin Ekinci, Gaziantep Müze Müdürü Yusuf Aydın’a ve elbette gönül zengini yol arkadaşlarıma;

Özellikle garip bir yazara katlanmak zorunda kalan, sevgili Anuş Gökçe’ye, kıymetli eşi Sadık Bey’e eşsiz sabırlarından dolayı teşekkürü bir borç biliyorum.

         Zeugma Mozaik Müzesi, Tarihi Kentler Birliği’nin  “Başarı Ödülü’ne” lâyık görülen Bakırcılar Çarşısı; Çınarlı Ömeriye, Şirvani, Şıh Fethullah Cami ve Külliyesi gibi tarihî camiler, serbest saatlerde bizi kendine çeken millî kahramanlarımızdan Kara Yılan’ın kabri.. şehir gezisi, Gaziantep yelini, nefesini hissettiğimiz otobüs sefası, hayvanat bahçesi, Şehreküstü Konakları, çok ilginç gelen Bişirici Mescidi ve Kasteli, enfes yemekler, görsel ziyafetler, apayrı bir tesirle âdeta çarpıldığımız, gözü açık lâtif bir rüyanın pek çok unutulmazından bazıları.

 Yazar Meral Can Uludağ ve TYB Antep Şubesi Başkanı Metin Zirek’le tanışmanın verdiği memnuniyeti de ayrıca belirtmeliyim.

TYB Konya Şubesi’nin (20-21-22 Haziran) tarihlerindeki, Gaziantep gezisi güzellikleri yoğun, hoş bir geziydi. Bu tür geziler, yazarlığınızı size temelden hissettiren, enerji veren, anlamlarla akıntılarla yüklü yeni kanallar bahşediyor.

Ruh arkadaşlarıyla yaptığınız sohbetler, yeni çehreler, dostluk hamleleri ve tohumlar gönüldeki saklı bir bahçeyi yeşertip, mutlu ediyor. Her gezinin daha mânâlı, ibretamiz, sevgi atmosferiyle mücehhez geçmesini sağlıyor.

Gezi sonrası görüşler alınırken, Konya Büyükşehir Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Ahmet Köseoğlu’nun şehirlerin ruhuyla alâkalı yaptığı konuşma, beni düşüncelere sevk etti.

İçine düşmekten korktuğumuz basamaklı derin kuyular, Zeugma yükselişi Antep’in düşüşü; yol ve hava durumu, tuzak ve avlar; Gaziantep savunması, ata ruhlarına uzaklık yakınlıklar; Yusuf Gömleği, Gökyüzü Selâmı ve tırmanılacak surlar, hesaplaşmalar, imtih(anlar). Ölçüler ve (kayıp) dünyalar.

 Kuşanmamız, içselleştirmemiz icabeden  “ruh” konusunda herhalde sadece Gaziantep değil bizim de kat etmemiz, keşfetmemiz gereken yollar bulunuyor.

En azından hüviyetimiz konusundaki tereddütlerden; bir üstünlük ve tahakküm göstergesi halinde, Konya’nın bağrına bir hançer gibi saplanan, yabancı isimli mekânların saltanatından söz edebiliriz mesela.

Çünkü bir ruhu olmak; varlığına çeşitli usûl ve vasıtalarla kastedenler, küresel saldırılarla, şahsiyetsiz bir biçimde sizi dönüştürmek isteyenlere karşı tedbir almak, köklü bir mücadele biçimini yürüterek, yenilenen geleneğini ve kendine mahsus bir kültürü sürdürebilmek, özgünlük, muhteva ve özgürlük adımları, şuuru demek.

Hâlbuki şimdi sanki seyyar, alınıp satılan, devredilen, kiraya verilen; biraz şişirme/devşirme,  AVM’lerde boy gösteren, kiminde naylon kalan bir ruhumuz, hatta birçok ruhumuz(!) mevcut galiba.

Bir varoluş savaşında; Kara Yılan’dan Kara Yılana(Yalan’a) bir açılma bozulma, geçiş süreci yaşanırken, şehirlerin ve ülkenin ruhu mevzuu farklı bir önem kazanıyor.

Dikkatimizi çeken, nahoş bir manzaraydı herhalde.  Şehri dolaşırken; camilerde yatan, uyuyan insanlarla sıkça karşılaştık. Fakat bir lahza, gözümde kutsal bir mekân, “Orası” canlandı.

“Orada bulunmak ne güzel bir ‘Kalem oynayışıydı, yazı seçi(li)şiydi. Kara deliklerini kapatmak..hurma ağaçlarının altında terini kurutmak; ebedî şafak, dolunay vakitlerinde buluşmak, Kehkeşanlara kaçmak…”

“Hiçleşirdiniz, birleşirdiniz, Kâbe’nin dilini kuşanmışların, ‘Medeniyetin Kalbi’nden konuşanların eteğine yapışırdınız ve ihtimamla eriştirilirdiniz. Eleğimsağmaların ihtişamıyla gönenirdiniz.”

 Bir Hicaz özlemi yüreğimi sızlattı. Bakış açısı, şartlar, duruş, dil aniden değişmişti.

 Kalbim gülümsedi, Gaziantep hediyelerinden biriydi. Belki her atmosferde, delidolu zeminde “Orası” pür-neşe “Gel” ederdi. Sonra…

Görüşümüzün bulanıklaşmaması, körleşmememiz, milletimizin selâmeti ve Evliya Çelebi’nin “Şehr-i Ayıntab-ı Cihan (Dünyanın Gözbebeği Şehir) dediği Güzel Antep için dua ettim.

Son söz; gezide okumak için aldığım bir kitaptan, Sanat Bizim Neyimize’den. Yazar sorumluluğuna değinen, ama aslında her ferdi mesul tutan ehemmiyetli cümleler.

Bildiğiniz gibi eylem planında, dünyayı işleme bağlamında da Yazılacak Çok Şeyimiz Var.

Ömer Lekesiz konuşuyor:

“Allah dilemedikçe bir kelimeyi değil bir harfi bile hatırlamaya güç yetiremeyeceğinin bilincinde olan edibin ona bu gücü verene karşı azamî nezaket içinde bulunması; nasiplendirilmenin ve seçilmenin verdiği sorumlulukla yüzünün herkesinkinden daha fazla toprağa yakın olması edebinin bir gereğidir ki, edebiyatımız bunun örnekleriyle doludur.”

        

 

 

 

 

 

 

 

                                               (2)

DAHA AĞIR YAZI

                                                                  -D(olmak) ya da dolmamak, işte bütün mesele-

                                                                  Hüsniye Şekspir Kaçak

 

Yukarıdaki “Yazarım, akîlim(!!) diye geçinen, sıkıcı, modası geçmiş kadına fazla aldırmayın.

Hakiki şair, müteşair, yazar(cık), meleştirmen, tercüman, köşe tutucu, kimyager, ödüllü aşçı Benim. Kimse boşuna heveslenmesin.

Onun fark etmediği birkaç tatlı olayı, müsaade etmeseniz de anlatayım. Mesela dondurmayı daima sevmişimdir. Ozanımız İsmail Detseli’nin okuduğu şiir sayesinde, göz koyduğumuz nefis bir dondurmayı yemek nasip oldu. Özellikle altını çizeyim; şairliğin kısmetlerindendir ne diyeyim.

Kendisinden, cömert idarecilerin olduğu seçkin mutfaklı bir ortamda, diğer lezzetlerle bağlantılı hassaten birkaç dörtlük daha rica ediyorum belirteyim. Dostlarla köpüklü kahveler nûş eyleyeyim.

Gazeteciliğimizin kalitesi açığa çıksın diye; ayriyeten seyahat sırasında kimsenin ulaşmadığı, gizli bazı bilgileri hemen ifade ediim.

Bendeniz başlangıçta da kuşkulanmıştım. Yanılmamışım. Halim selim bir muallim gibi gözüken Halil İbrahim Bey hepimizi şaşırttı.

Otobüsün arka taraflarında sessizce oturarak ve sevimli oğulcuğunu kamuflaj malzemesi şeklinde kullanarak,  meğer herkesi dikizlemiş.

Dönüşte bir istihbarat numarasıyla, hakkımızda tuttuğu raporun bir kısmını okumak lütfunda bulunarak, ne kadar tehlikeli(paralel açılı), dikkate alınması gerekli bir zattır gösterdi.  Gene de millet anlamadı, eğlencedir diye d(inledi).

Allah sizi inandırsın, dikkat çekmemek için derhal sağlıkçı kimliğine bürünerek, “kene kontrolü” deyip, adamları tek tek yerinden kaldırdım.

Koltukların altında böcek var mı diye hususen inceledim. Göremedim, böcekler mi köstebekler mi yoksa şebekler mi usta bilemedim.

Üstelik Halil İbrahim Bey, kendisinin bir türlü yemediği kayısıları, “Ahmet Köseoğlu’nun ikramıdır” diye üst üste dağıtmıştı.(İkide bir yurt dışına çıktığından bahsediyor. Ahmet Bey’den de şüphelendim)

 Fakat Hüsniye kül yutmazzz (Durun başımda bir sinek dolaşıyor kovalayayım, yoksa uyutmaz).

  Neticede “İbrahimzedelerden” olmadığıma şükrediyorum.

Tarihçi, aydınlatmacı hüviyetimle söylüyorum, malûmunuz Osmanlı zamanındaki ajanlar da cin fikirli mezkûr şahsa benzermiş. Zihniniz açılsın diye, bir dipnot veriyor, ç(alıntı) yapıyorum:

Timur zamanında da “bunlar .. hikmet ve münazara konusunda İbni Sina’ya parmak ısırtan, işler ters gittiğinde mantıkta yunanlıları susturan, iki düşmanı birbirine dost, iki dostu birbirine düşman yapan kişilerdi. Bunlar dört bir yanda dolaşır; oralarda olup biten olayları, bu olayların detayları hakkında Timur’a bilgi ulaştırır; oralarda ağırlık ölçüleri, fiyatlar, pazara satılan mallara varıncaya kadar bilgi toplar, menziller ve şehirler hakkında malûmat biriktirirlerdi.”

Şüphelerimi kimseye aşikâr etmemiştim lâkin şimdi dayanamayıp, bilhassa Gaziantep yolcusu siyasilerimizden AKP İl Başkanı Sayın Ahmet Sorgun tarafından tedbir alınsın diye haber veriyorum.

Adı geçen kişinin alacağı ceza meçhulümdür, fakat belki Bozcaada’ya, Fizan’a filan sürerler. Kendileri bilirler.

Büyük sırrını ifşa ettim, fakat içime bir ateş düşmedi değil; bir sonraki geziye artık beni kim davet eder.

Memleketin edebiyatını kurtarırken, işte böylesi vahim vaziyetler de başımıza geliyor. Heyhat Kader!

Mühim Not: Gaziantep de ibret-i âlemlik, ilginç birkaç kuş vakası oldu. Aktarmadan geçmeyeyim. Yoksa Hüsniye dert çeker.

Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım, “kuş seveceğim, dudu dilleri öğreneceğim” diye, parmağını güneydoğu kökenli bir papağana kaptırarak, kuşî bir darbeye maruz kalan bir hatun olarak; yaralı güvercinlerin hâmisi bütün hanımların, yufka yürekli GülŞahların yanındayız.

Tüm işaret parmakları ve üzerindeki izler, kuşları, muhabbeti gösterir. Tecrübeyle sabittir, görülebilir deliller.

Ferman Padişah’ınsa gönül dağlar(ı) bizimdir; ağır beyler bunu böyle bilsin.

Tizz al kalemi eline,  çalıp vurup söylesin!

Çantamda ve kafamda aradığım şeyi bir türlü bulamıyorum. Aman Yarabbim ne kadar da doluymuşum. Ne kadar da zekiymişim.

 Konya Mutfağı’ndan, baharatlı bir yazı okudunuz.

 

                                               -3-

EN AĞIR YAZI

 

Nafile bekleyip durmayınız. Yazı ağırlığından ötürü çöktü.

       

Bu yazı toplam 7275 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum