Sadık Küçükhemek

Sadık Küçükhemek

İŞİN ASLI
Yazarın Tüm Yazıları >

Ergenekon (2)

A+A-

Ergenekon’un diğer bir bühtanı da şudur: Yakup Kadri’nin anlattığına göre, bir köy imamı Külefçe’de şöyle vaaz ediyor: “Müslüman kardeşler, amcalar, kâfir memleketinde oturulmaz; cennetin anahtarlarını hicrette bulacaksınız. Geçen seneden beri kariyerinizde yerleşen Ferhat, bu genç muallim piçi Bulgar daskalasından beterdir. Bu hafta sabiye, sübyana ellerine bir kurşun kalemi almalarını tembih etmiş. Bakir yavrularımız yazı yazmak kepazeliğine başlıyorlar. Aman yarabbi, ne günlere kaldık, okumak meleklerin, yazmak şeytanlarındır. Müslüman çocuklarının parmakları arasında kalem görmek kıyamet alâmetidir.

Hakikatte bu sözler söylenmiş midir? Söylenmemiş midir? Bilmiyoruz, fakat muhakkak olarak bildiğimiz bir şey varsa o da, Rumeli’de bıraktığımız Müslüman cemaatlerin hâlâ bu kafada, bu zihniyette mürşit ve mürebbiler elinde kaldığıdır…” (1).

***

Vefat eden Başbakanlardan Bülent Ecevit, vefatına yakın, “VI. Mehmet Vahidettin vatan haini değil” deyince yer yerinden oynamıştı. Malum çevreler, “Aman efendim, nasıl olur o vatan hainidir, ülkemizi düşmanlara satmıştı!” demiştiler.

Eski Cumhurbaşkanlarından Bay Süleyman Demirel de bu tartışmaya katıldı ve şu gerçeği itiraf etmişti: “Resmi ideolojiyi yerleştirmek için biz de Osmanlıyı kötüledik,”

Ergenekon işte budur. Zihniyetini hâkim kılabilmek için bin küsur yıl “İlay-ı Kelimetullah” için gözünü kırpmadan canını feda eden, malını, mülkünü seve seve harcayan Müslümanların lideri durumunda olan imamları, mürşit ve mürebbileri küçük düşürmek ve fıtrat dini İslam’ı kötülemek için böyle utanmadan, sıkılmadan konuşabilmekte ve yazabilmektedirler.

Avrupa topraklarında tekke ve zaviyeler Türkiye’de olduğu gibi kapatılmamış; halen varlıklarını sürdürmektedir. Mesela Bosna- Hersek’teki Visoko tekkesi halen faaliyettedir; Ramazan aylarında dolup taşmaktadır. Bosna Hersek ve Çeçenistan gibi Müslüman ülkelerin asimile olmamasının ve istiklâlleri için zaman zaman kıyam etmelerinin sebebi bu kurumdur. Unutmayalım ki, tekke ve zaviyeler onları diri tutan ve onların tevhidini sağlayan bu kurumdur.

Şimdi bu durumda adı geçen yazarın bu sözleri bir bühtan değil de nedir? Söyleyin Allah aşkına. Düşman bile buna cesaret edemez. Bu ifadeler ancak kalbi marazlı olandan sudur eder.

Vahiy, okuma emriyle başlamıştır. Bu sebeple İslam ilme önem verir, teşvik eder. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.

Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı)öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir” (2).

Diğer bir ayet-i Kerime’de şöyle buyrulur: “ Söyle (Resulüm) hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (3)

Bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulur: “Muhakkak ulema nebilerin varisleridir. Muhakkak nebiler ne bir dinar ne bir dirhem bıraktılar. Ancak ilim bıraktılar. Kim onu alırsa bol bir haz almış olur.”

Binlerce klasik İslamî eserler vardır. Moğollar, 1258 yılında Bağdat’ı İstila ettikleri zaman atılan kitaplar sebebiyle Dicle Nehri günlerce mürekkep aktı.

***

Bir anekdot anlatayım size. Safahat’ta anlatıldığına göre, bir nahiyenin ileri gelenleri köydeki öğretmeni kovmuşlar, okulu da kapatmışlar. Mehmet Akif, bu işin aslını öğrenmek için söz konusu köye gider. Camide vaaz verir. Cehaletin her kötülüğün müsebbibi olduğunu anlatır. Sonra da köye gelmiş öğretmeni kovmanın akılsızlık olduğunu vurgular. Sözü uzatmayalım. Evinde misafir kaldığı zat işin aslını özet olarak şöyle anlatır:

Çıkagelmez mi bu soysuz, aman Allah’ım aman! Sen, oğul, ezbere çaldın bize akşam karayı. Görmeliydin o muallim denilen maskarayı. Geberir camiye girmez, ne oruç var, ne namaz; gusül abdestini Allah bilir amma tanımaz…

Bunu bilmem ki yarın hangi imam paklayacak? Huyu dersen, bir adamcıl ki sokulmaz adama. Bari bir parça alışsaydı ya sen arama! Yola gelmez şehrin soysuzu, yoktur kolayı. Yanılıp hoşbeş eden oldu mu, tınmaz da ayı, bir bakar insana yan yan ki, uyuz olmuş manda, canı yandıkça, döner öyle bakar nalbanda.

Bir selam ver be herif! Ağzın aşınmaz ya. Hayır, ne bilir vermeyi hayvan, ne de sen versen alır. Yağlı yer, çeşmeye gitmez; su döker, el yıkamaz; hele tırnakları bir kazma ki insan bakamaz.

Kafa orman gibi, lakin o bıyık hep budanır; ne ayıptır desen anlar, ne tükürsen utanır. Tertemiz yerlere kipkirli fotinlerle dalar; kaldırımdan daha berbat olur artık odalar, örtü, minder bulanır hepsi, bakarsın çamura.

Söz konusu zat sözlerini şu şekilde tamamlar: Köye gelen Hıristiyan su mühendisleri halktan ve geleneğinden kopmuş öğretmenimizin yanında, “Makul keferedir.”

Neme lazım bizi incitmediler zerre kadar; inan oğlum, daha insaflı imiş çorbacılar!

Tatlı yüz, bal gibi söz. Başka ne ister köylü? Adam aldatmayı biliyor kahpe dölü!

Ne içen vardı, ne seccadeye çizmeyle basan; Ne deyim dinleri batılsa, herifler insan.
Hiç ayık gezdiği olmaz ya bizim farmasonun. İçki yüzler suyu, ahlakını bir bilsen onun!

Demek ki Külefçeye gelen muallim de bunun gibi birisidir ki, imam vaazında, “Bu genç muallim piçi, Bulgar daskalasından beterdir.” demiştir.

Kaynaklar

1.Ergenekon, Birinci Kitap, S:154–155 Yakup Kadri Karaosmanoğlu

2. Alak:1–5

3. Zümer: 9

 
Bu yazı toplam 4591 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.