Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Ebulfeyz Elçibey

A+A-

24.1.2009 günü, saat:14.00’de farklı bir güzelliği yaşadık.

Kahramanların, mefkûre adamlarının itibarsızlaştırıldığı, gittikçe günümüzden çekildiği bir dönemde; Prof. Dr. Ebulfeyz Elçibey’in gündeme getirilmesi önemliydi. Onun hayatı, sanatı, milliyetçiliğinin anlatıldığı program, Konya Türk Ocağı tarafından düzenlenmişti.

Zevkle dinlediğimiz konuşmacı; S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Mezahir Avşar’dı. Kısaca bazı bölümleri okurlarımızla paylaşmak istiyorum:

Tasavvufî bir kokunun sezildiği Elçibey’in felsefesi “sevmek” üzerine kuruluydu. Seven-sevilen ilişkisinde bir bakıma “seven” üstündü. Vatanını, milletini, Türkiye’yi sevmek; oradan merhale merhale insanîyete açılmak…

Ruslarla kardeşliğini, aynı haklara sahip olduğunu savunan, hepten izleyici ve muhtemelen bizim uyurgezerlerle de benzer hayalleri taşıyan şuursuz halkı uyandırmak isteyen Elçibey; daha 1970’lerde Azerbaycan’ın bağımsızlığını kafasına koymuştu.1975’te “milliyetçilik” suçundan 1,5 sene hapis yattı. Ki ona milletinin temsilcisi, elçisi mânâsına gelen “Elçibey” adı takılmıştı.

Mücadelesinin en mühim adımlarından biri; komünist rejimin içyüzünü, halka aslında müstemleke olduğunu, uydu oyuncak bir devlete sahip olduklarını anlatabilmekti.

Türk dilinin geleceği onu düşündürüyordu. Okullarda kozmopolit bir ortamda yetişen, Rusçanın hâkimiyetiyle güdülenenlerin kafası da kapıkulu haline gelebiliyordu. Uygulanan siyaset sonucu Türkçe unutuluyor, kayboluyordu. Hâlbuki Türkçe konuşup, Türkçe düşünenlerin üst makamlara çıkması zaruriydi. Kimliğimiz ve varoluş davamız, hayatımızın ekseniydi.

1980’de Gorbaçov döneminde, nispi bir özgürlük rüzgârı esiyordu. 1990’da ise artık SSCB dağılmıştı.

1989’da Azerbaycan Halk Cephe’nin(AHCP) başına geçen Ebulfeyz Elçibey, 1991’de yılmaz mücadelelerden sonra nihayet çok sevdiği ülkesinin bağımsızlığa kavuşmasını gördü.

Israrlara rağmen cumhurbaşkanı olmak istemiyor; “Halkın hürriyeti benim gayem” diyor, tecrübesizliğini öne sürüyordu. İkinci aday yoktu; 1992’de Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ikinci cumhurbaşkanıydı.

1993’de muhteris, KGB’ci Haydar Aliyev ve avenesinin iktidarı ele geçirmek için çeşitli tertiplerine, darbeye maruz kaldı; iç savaş çıkma ihtimalinin belirmesi ve bütün varlığını adadığı davasının hiçe gitme, Azerbaycan devletçiliğinin yok edilmesi tehlikesi karşısında; doğduğu yer Keleki’ye çekildi.

Elçibey, Sayın Mezamir Avşar’ın belirttiğine göre, sade, sevimli, daha ziyade sanatçıya benzeyen, mütevazı bir kişilikti.

Fakat inançlarına sadık, milletinin düşmanlarına karşı mukavemeti elden bırakmayan müstesna bir şahsiyetti.

Zorlu savaşında Elçibey’in tek başına, kendilerinin ise ailesi bulunduğunu bahane olarak öne sürenlere karşı; geç bir tarihte evlenmiş ve çocuklarının mevcudiyetine, her şeye rağmen direnişini sürdürmüş, lider ruhuyla bunun bir mazeret olmayacağını bilfiil göstermiştir.

Her kahraman gibi; kader tarafından inançlarının gücü sınanmış; en pis belâlı işlerin gördürüldüğü, ağır suçlularla dolu hapishanelere atılmış, buna mukabil tutuklularla gayet iyi iletişim kurmuştur.

Şahsına karşı suikast teşebbüsleri olmuş; işsiz kalmış; örgütlenmesi Rusya’nın kuvveti, hain bolluğu karşısında sekteye uğramış; iftiralar ve türlü sıkıntılarla yüz yüze gelip yıpranmış, ama her tür şartta faaliyetini sürdürmüştür.

Hayatındaki önemli isimlerden biri, hocası sayılacak Demokratik Azerbaycan Cumhuriyetinin kurucusu olan Mehmet Emin Resulzade’ydi.

Bizim İstiklâl Harbimizden de etkilenen ve Atatürk’ü çok seven Elçibey, torunlarına ona “Dede” dedirtiyor, kendini “askeri” sayıyordu.

Türkiye halkından büyük bir manevî destek aldığını belirten seçkin devlet adamı; Türkiye ile Azerbaycan’ın sınırlarının kaldırılmasını, konfederasyona gitmeyi ve Türk Dünyası’nı birleştirmeyi arzu ediyordu.

2000 senesinde, amansız bir hastalıktan dolayı, Hakka yürüyen Elçibey gibi mümtaz kişiler sıkça hatırlanmalı, hayatlarından örnek alınmalı… Kardeş Azerbaycan’ı bu vesileyle bir kere daha selâmlıyorum.

 Peşpeşe, özellikle gençlerimizin çok istifade edeceği, bizi uyanık ve diri kalmaya davet eden programlar düzenleyen Türk Ocağı’na da, teşekkür ediyorum. 
Bu yazı toplam 4694 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.