1. YAZARLAR

  2. Nevzat Laleli

  3. Ebeveyni Evlendirmek
Nevzat Laleli

Nevzat Laleli

YUVAMIZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Ebeveyni Evlendirmek

A+A-

Yuvamız evlendirme yazı serisi


 

Ebeveyni yani ana ve babayı evlendirmek, sözü birçoğumuza biraz garip gelebilir. Ama annemiz veya babamızdan birinin ölümü halinde veya Allah vermesin bunca seneden sonra boşanmaları halinde hepimizin başına gelebilecek bir olay olabilir. Bu sözlerimi, henüz başına gelmemiş olanlar hele gençler yadırgayacaklardır. Fakat unutulmasın ki hepimiz bir gün yaşlanacağız ve dünyayı terk etmek, Allah’a kavuşmak hangimize nasip olmuşsa o “terki dünya” edecek. İşin tabii seyri eşlerden birisi vefat edince diğeri yapa yalnız kalacaktır.

Olayı bir kere de ebeveyn açısından ele alalım. Otuz, kırk sene birlikte yaşadığınız, acıları ve sevinçleri birlikte paylaştığınız, çocuklarınızı ve hatta torunlarınızı birlikte büyüttüğünüz hayat arkadaşınız bir gün aniden aranızdan ayrılınca işte o zaman anlarsınız yalnızlığınızın onulmaz acısını. Her yerde ve her zaman hatıraları ile baş başasınız ama eşiniz bir türlü gittiği yerden dönmemektedir.

Şair Yahya Kemal Beyatlı, “Sesiz gemi” adlı şiirinin son mısrasında, “Gidenin her biri memnun ki yerinden/ Birçok seneler geçti, dönen yok seferinden” demekle olayı sanatsallaştırmıştır.

Biz gidenin gittiği yerden memnun olup olamadığını bilmiyoruz ama geride kalanın bir anda tabiri caizse “bir karanlık dehlize girdiğini…” biliyoruz.

Evlendirme bürosunu kurduktan sonra bunlardan (hele yaşlı erkekler) kaç tanesinin buruk ve acı hikâyesini gözyaşları içinde anlattılar, ben de kendilerini dinledim.

EVLATLARA DÜŞEN GÖREV

Bir gerçektir ki, “ölenle ölünmez” Ölen, bir başka dünyaya gitmiştir ve ameliyle baş başadır. Geride kalanları ise en kısa zaman da tekrar evlendirerek onu, o sevdiğimiz ebeveynimizi, o üzerimizde birçok hakkı bulunan insanı yalnızlıktan kurtarmalıyız. En azından kendisinin bu konudaki fikrini alarak ona yardımcı olmaya çalışmalıyız. Bizler bu gün ana-babamızı böyle bir sıkıntılı durumdan kurtarmazsak bilelim ki yarın yani bizler de yaşlanınca aynı duruma düşeriz, o zaman bizim de elimizden kimse tutmaz.

Kaldı ki bizler Müslüman insanlarız ve hayatımızın bütün safhalarında inancımızın ölçülerini tatbik etmek boynumuzun borcudur. Bakınız Asr-ı Saadet olarak ta bilinen Peygamberimizin yaşadığı, İslam’ın fert ve toplum nizamına ait bütün ölçüleri uygulayarak koyduğu asırda bir yaşlı Sahabenin durumuna bakalım.

Sahabeden (Peygamberimizin sohbetinde bulunmuş kimse) yaşlı ve eşi ile birlikte hastalıktan yataklarda yatan bir zat, eşinin iç odada öldüğü haberi kendisine ulaştırılınca, etrafında kendisine hizmet eden çocukları ve torunlarına; “ Beni nikâhlayın, beni nikâhlayın…” diyerek ısrarlı talepte bulunur. Evlatları ise, “ Babacığım, bu yaştan ve halden sonra niçin nikâhlanmak istiyorsun?” diye sorarlar. O zat, bizlerinde kulağına küpe olacak şu sözü söyler. “Evlatlarım, ben de öleceğim. Ama Allah’ın huzuruna nikâhsız çıkmaya hayâ ediyorum. Zira Peygamberimiz; Sizin şerlileriniz bekârlarınız buyurmuştur” diyerek evlenme isteğinin gerekçesini söyler.

ZAMANIMIZDAN İKİ ÖRNEK

Kızı benim kızımla okul arkadaşı olan kendisi Ankara’da oturan bir arkadaşımız, evlenme konusunda ki isteğini bize ulaştırırken; “Ben hanımı kaybettim. Ama ondan ayrılınca büyük bir boşluğun içerisine düştüm. Eşim varken bize gidip gelen komşularımız bile eşim öldükten sonra kapımı çalmaz oldular. Ben ise evimin her yerinde eşimin hatıralarını görüyor fakat kendisini bulamıyorum. Yeniden evlenmem lazım diye düşünüyordum. Ama benim evlenmem gerektiğini ilk söyleyen kızım oldu. Eşimi henüz defnetmiştik. Aradan birkaç gün ya geçti veya geçmedi kızım bana; “Baba sen tekrar evlenmelisin. Bu hayatı yalnız yaşayamazsın” dedi ve bana cesaret verdi, demiştir”

Sonra da uygun eş aramaya başlamış ve tavsiye üzerine gelerek bizi bulmuş ve damat adayımız olmuştu.

İkinci güzel örnek Gazi Üniversitesinde öğretim görevlisi bir gencimizden geldi. Bu kardeşimiz birkaç kere telefonla bizi aradığı halde bulamamış, sonra kalmış büromuza gelmişti. Kendisi ile tanıştık ve konuştuk. Bizden talebi şu idi.

Ben, annemi evlendirmek üzere size başvuruyorum. Biz iki erkek kardeşiz, bir de benden büyük ağabeyim var. Kendisi memurdur. Ancak annemle babam hayat tarzları birbirine uymadığı (babası içki kullanıyormuş) için ayrıldılar. Biz iki kardeş annemize her konuda destek olmamıza rağmen onu bir türlü mutlu edemiyorduk. Kendisiyle de görüştük ve yeniden evlenmesine karar verdik” geldik ve size kayıt yaptırıyoruz, dedi.

Kayıt formundaki bilgilerden annelerini henüz 53 yaşında ve fotoğrafından da başı açık bir hanım olduğunu gördüm. Ancak anneleri namazlarını kılıyormuş.

Kayıttan sonra kendisini telefonla arayarak hem hayırlı olsun temennisinde bulunmak ve hem de büromuzun kendilerine sıcak bir yuva olduğunun intibasını vermek istedim. Telefonda kendisine; “müstakbel eşiniz sizin kapanmanızı isterse, kanabilir misiniz?” diye bir soru sordum. O, “elbette, dedi. Beyim doğru, iyi ve güzel isteğini yerine getirmek benim işin bir görev olur” dedi.

EBEVEYNİNE ZÜLMEDENLER

Birçok örneklerini görüyorum. Delikanlının annesi ölmüş, o babasını bir kere daha evlendirmekten kaçınıyor. Bunu niçin yapıyor evlatlar diye bakıyorum; “Gelecek olan yeni anne, mallarında bir kısmını alırsa veya kadın yarın babalarının ölümünde varis olur mallar bölünürse…” bütün korku ve endişe bu. Mala tamah (hırs) sebebiyle babalarını evlendirmekten kaçınıyor, onun kalan ömrünü onun bunun elinde ve bakıma muhtaç kalmasına seyirci oluyorlar. Sanki kendileri hiç yaşlanmayacak ve sanki bir gün yalnız kalmayacaklar gibi…

Yalnız kalan annelerini evlendirmeyen evlatların, mal hırsları yanı sıra yanlış namus telakkileri (anlayışları) de bulunmaktadır. Bunu ağızlarıyla söylemesele de hareketleri kendilerini ele vermekte, “babalarından sonra bir başka erkeğe baba demek istemektedirler.”

Bilinmelidir ki insanoğlu dünyada çift yaşaması için yaratılmış ve bütün şartlar (maddi-manevi, sosyolojik, psikolojik…) o şekle uygun olarak hazırlanmıştır. Bunun tersine bir yaşayış kesinlikle insanı mutlu etmeyecektir, yaşı kaç olursa olsun.

 
Bu yazı toplam 2386 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.