1. YAZARLAR

  2. Sadık Küçükhemek

  3. Din samimiyet ister
Sadık Küçükhemek

Sadık Küçükhemek

İŞİN ASLI
Yazarın Tüm Yazıları >

Din samimiyet ister

A+A-

Son günlerde bazı dini konular medyada sorumsuzca tartışılıyor. Mesela kadının kocası tarafından dövülmesi, yedi yaşındaki bir kız çocuğunu evlendirilmesi, genç yaşta evlilik, asansörün halvet sayılması. v.s. Fakat bu konuların samimi bir şekilde tartışılmadığına inanıyoruz.

Samimiyet olmayınca bu gibi konuların içinden çıkılması mümkün değildir; daha karmaşık hale gelebilir. Bundan millet olarak zarar görürüz. Zarar görmememize katkıda bulunmak için bu yazıyı kaleme aldık. İnşallah faydalı olur.

Bazı basın organları ve medya “mal bulmuş mağribi gibi” söz konusu konuları diline dolayarak sisli havadan faydalanmaya kalkmaktadır. İşi İslam dinine mal ederek, bir taraftan dinimizi diğer taraftan da hükümeti hedef göstermektedir.

Bu durumu fark eden Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan işe el attı ve şöyle dedi: “İslam güncellenmeli, Siz İslam'ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız.”

Bu ifadeyi, “Dinde reform gerekir” şeklinde anlamak doğru değildir. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı bu sözüne şu şekilde açıklık getirdi:  “Biz dinde reform diye bir şey aramıyoruz. Haddimize mi?”

Mecellede bir madde vardır: “Ezmânın tebeddülü ile ahkâmın tağayyürü inkâr edilemez” Yani “Zamanın değişmesi ile bazı hükümlerin değişmesi inkâr olunamaz.” 

Şöyle ki; İki Şari’i vardır. Biri Allah (c.c.) diğeri Hz. Peygamber (s.a.v). Şari’i: Hüküm koyucu demektir. Bu sebeple Kur’an ve sünnetin ortaya koyduğu kesin hükümler değiştirilemez. Mesela beş vakit namaz, zekât vermek ve oruç tutmak, domuz etinin yenmesinin haram olması, zinanın haram olması gibi hususlardır.  Peygamberimizin koyduğu hükümlerden de birkaç misal verelim: Yırtıcı hayvanların ve eşek etlerinin yenmesinin haram olması, hala ile yeğenini, teyze ile yeğenini aynı anda nikâh altında tutulmasının caiz olmaması gibi.

Zannî delillerle sabit olan hükümler, zamanın değişmesi ile değişebilir. Mesela Şafii hazretlerinin, Bağdat’ta verdiği hükümlerle Mısır’da verdiği hükümler aynı değil, çünkü her iki yörenin örf ve adetleri gelenekleri farklıdır. Bu sebeple Şafii hazretleri, eski fetvalarım yeni fetvalarım diye kitaplarında belirtmiştir.

Bu bağlamda her asırda müçtehid imamların, ümmetin meselelerine asrın şartlarına uygun fevte vererek çözüm getirmesi gerekir. Nitekim önceki asırlarda yaşayan  müçtehid imamlar bu konuda üzerine düşen görevi  yerine getirmişlerdir.

 Tanzimat’tan beri “fetret devri” yaşandığı için ümmetin meselelerine el atılamamıştır. Bu dönemde ümmeti, Batı’nın kültürü içinde eritip, Onun bir parçası haline getirmek için çalışılmıştır. İşte bu durumdan din bezirgânları yeterince faydalanmışlar ve halen faydalanmaktadırlar. Mesela FETÖ gibi sahih hadisleri inkâr eden güruh gibi.

Şu günlerde bir hoca efendinin beş on sene önce konuştukları metinlerden cımbızla bazı cümleleri gündeme getirilmektedir. Bunun sebebini devlet araştırılmalı. Niye şimdi? Neden beş sene on sene önce değil de şimdi? Yoksa bir yerden düğmeye mi basıldı?

 Yedi yaşında bir kız çocuğunun evlendirilmesinin dinen caiz olmadığını bilmeyecek kadar aklını ekmek ve peynirle yememiştir herhalde Hoca Efendi! Herhalde kadının dinen dövülmesinin caiz olmadığını da bilir. Peygamber (s.av.) Efendimiz hiçbir zevcesini dövmemiştir. Bizim örneğimiz O’dur. Halvetin tarifi de açık. Asansörlerde yanlışlık yapılıyorsa Diyanet İşleri Başkanlığı neden bu konuda halkımızı uyarmıyor? Halvetin ne olduğunu açıklamıyor?

 Nisa Süresi’nin 34. ayetinde geçen “vadrıbû-hunne (ve onlara vurun)  cümlesi, kocasına itaat etmeyen serkeş kadınlar için. Bunun hikmeti, kadını yaralamak, onu aşağılamak için değil, hafifçe dövüp onu kazanmak, evliliğin devamını sağlama ümidi için. Söz konusu ayeti kerimeyi incelerseniz görürsünüz ki bu en son çaredir.  Bu cümleyi lütfen birilerine yaranmak için gayesi dışında değerlendirmeyelim.

Peki, bilhassa üniversiteli gençlerimizin tramvaylarda, otobüs duraklarında, sokaklarda alenen sevişmeleri neden dile getirilmiyor? Bunların evlendirilmesi için üniversiteler neden proje üretmiyor? Nikâhsız yaşamaya niçin göz yumuluyor? Nikâhsız yaşamanın toplum üzerindeki etkileri niçin araştırılmıyor? Binlerce kızımız oğlumuz 30 yaşına kırk yaşına geldiği halde evlenmiyor veya evlenemiyor. Neden bu yaralara çare aranmıyor da bir Hoca Efendi’nin sözleri cımbızla çekilerek, ortalık velveleye veriliyor?

Yanlış anlaşılmasın biz, Hoca Efendi’nin yanlışlarını savunmuyoruz. O da dikkatli olsun. Ümmetin adına konuşmadan önce istişare gerekir, müçtehid olmak lazım.

Din samimiyet ister. Samimi isek Tanzimat’ın açtığı yaraları sarabilmek için ivedilikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev ve sorumlulukları yeniden yazılmalı ve içtihad yetkisi bu kuruma devredilmeli. Bu da ancak söz konusu kurumun Osmanlılarda olduğu gibi Şeyhü’l-İslamlık kurumuna dönüştürülmesiyle mümkün olur. Gerisi laf u güzaftır.

Hoşça kalın.

Bu yazı toplam 885 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum