1. YAZARLAR

  2. Kerem İşkan

  3. Davutoğlu ve kızılcık şerbeti..!
Kerem İşkan

Kerem İşkan

DENGE
Yazarın Tüm Yazıları >

Davutoğlu ve kızılcık şerbeti..!

A+A-

“Keşke  davete icabet etmeyip gitmeseydim..”

Üç gündür aynı soru kafamı meşgul edip duruyor…

Zihnimi yoruyor, o günden bu yana üzerimdeki yükü gün geçtikçe ağırlaştırıp çekilmez hale getiriyor…

***

Ahmet Davutoğlu Hoca ve Sevgili eşleri Sare Davutoğlu Konya’da ki evlerine davet etmişler;

“Ailecek buyurun lütfen..” diyerek…

Ailecek davete icabet ettik…

Klasik bir ev oturmasından farklı değil ortam... Mütevazılık, samimiyet aynı siz gibi, biz gibi sade ve gösterişsiz…

***

Umreden yeni dönmüşler...

Ümmetin genel sorunlarını, Kudüs’ü, susturulmaya çalışılan ezanlar anlatılırken zemzem boğazımızı yakıyor sanki…

Ardından çaylar geliyor…

Ülkenin ateşli gündemi gibi koyu ve sıcak… Davutoğlu’nun ağzı cam kırıklarıyla dolu, konuşsa dilini kanatacak, sussa damağını yaracak cinsten…

Sare Hanım, nişanlısını dinleyen genç bir hanımefendi gibi ilgi ve hayranlıkla dinliyor kocasını, bir kelimesini bir anını bile kaçırmadan

keremiskan.jpg

***

Odaya “kızılcık şerbeti” ikram edilirken, gazetecilik refleksiyle herkesin merak ettiği soruları sabırsızca sıralıyorum…

Şahsına ve ailesine yönelik saldırılarla son dönemde “kan kusturuyorlar” adeta Hoca’ya…

Ergenekoncular, Ulusalcılar saldırıyor…

PKK’lılar, PYD’liler saldırıyor…

CIA talimatlı, FETÖ saldırıyor…

Saray kaynaklı PELİKANCILAR saldırıyor…

Parti içinde küçük hesaplarla, ikbal(!) peşinde koşan koltuk meraklıları saldırıyor…

Kan kusturuyorlar tebessümle;

“Kızılcık şerbetinden buyurun..” diyor…

***

Her an aralıksız, kesintisiz süren bunca saldırı ve iğrenç iftiraları ‘artık daha fazla üzülmesin’ diye ona göstermemek için etrafında pervane olan yakınları var…

Neredeyse baştan bu yana her şeyin şahidi ve bir numaralı tanığı olan Sare Hanım’ın;

Yalan ve iftiralarla HOCA’ya saldıranlara, bu olayların yalan ve iftira olduğunu bile bile ‘dava arkadaşlarının’  derin suskunluğu karşısındaki, hayal kırıklığının yarattığı kederi yüreğimize bıçak gibi saplanıveriyor…

Hoca’nın üzerine nasıl titrediğine, Hoca’nın da ona karşı nezaket ve bağlılığına bir kez daha şahit oluyoruz…

***

“Hocam niye susuyorsunuz neden konuşmuyorsunuz ?” diye üsteliyorum…

Odanın duvarlarında Mevlana’dan bir dörtlük yankılanıyor;

''Kahrı var'' dediler…

Biraz söyledim, ''Zehri'' var dediler…

Sustum, kahrından susuyor dediler; biraz konuştum, zehrini kusuyor dediler.”

Ümmet, Millet, Devlet…” diyor ve tekrar susuyor…

***

Bir saatin ardından evden çıkarken omuzlarımın çöktüğünü hissediyorum, boğazıma kocaman bir şey düğümlenip kalıyor…

Üç gündür, ne yediğimden ne de içtiğimden tad alamaz oldum…

Keşke davete icabet etmeseydim…

En azından küçük omuzlarında ki o devasa yükü görüp, taşıdığımı sandığım yükümden utanmazdım…

Belki de o bir buçuk saat içinde, mezara kadar taşınacak, vicdanımıza emanet edilmiş bu kadar yükü de omzumuza almazdım…

Keşke alamet-i farikası olan TEBESSÜMÜ ile eskiden olduğu gibi zihnimde kalsaydı…

Bu anlamda, Konya Mitingi konuşmasını daha çok merak ediyorum…

***

Arabaya binerken hanım telaşla uyarıyor beni;

Dudağın kanıyor..”

 “Kan değildir, kızılcık şerbetidir o… Bundan sonra biz de eve çokça alalım…”

 

 

 

 

Bu yazı toplam 11896 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar