1. YAZARLAR

  2. Mehmet Ali Uz

  3. Darbe Hatıraları (2)
Mehmet Ali Uz

Mehmet Ali Uz

SOHBET
Yazarın Tüm Yazıları >

Darbe Hatıraları (2)

A+A-
Bu günlerde Anayasa değişikliği gündemde, fakat mutabakat yok. Herkes sahip olduğu gücü kaybetmek istemiyor. Kavganın en büyük sebebi bu… CHP büyük bir tezat içerisinde, “Getirin darbecileri yargılayacak yolu hemen açalım” diyor, ama onların yaptığı anayasanın değiştirilmesine katiyen yanaşmıyor. Bunu anlamak mümkün değil.
12 Eylül darbesinden en çok zarar gören MHP oldu. MHP, 28 Şubat post modern darbesinin dayatmaları yüzünden de oy kaybına uğradı. Bu sebeple MHP’in darbe dönemlerinin anayasa ve kalıntılarının kaldırılmasına değil karşı koymak, bu çalışmaya ön ayak olmalı, en mükemmel ve en demokratik anayasanın çıkmasında öncülük etmelidir. MHP asla, CHP ile aynı düşüncede ve yerde olamaz, olmamalıdır da. Zira Baykal, anayasa meselesinde olduğu gibi çoğu zaman ne derse hep aksi doğru oluyor. Fikir üretmek yerine lâf üretmekle yetiniyor.
Baykal, ta başından beri Ergenekon ve balyoz darbesi sanıklarının avukatlığına soyundu. Adliyeye intikal etmiş bir olayda sonucu beklemek varken, baştan sanıkları suçlu veya suçsuz ilan etmek hele hele onların avukatlığına soyunmak temelden yanlıştır.
Zaman zaman da bir kısım milliyetçi kesimden Ergenekon sanıkları için, “Bunlar milliyetçi, vatansever, milliyetperver insanlar” denildiğine şahit oluyoruz.
İşte size konu ile ilgili bir hatıra:
12 Eylül darbesinden sonra bütün parti liderleri ve üst düzey yöneticileri tutuklanıp Ankara’da Yabancı Diller yüksek Okulunda göz altına alındılar. O günlerde orada tutuklu bazı müvekkillerimizle görüşmeye gitmiştim. O gün Alparslan Türkeş merhumla görüşürken yan tarafımızdaki koridordan Doğu Perinçek geçti. Merhum sohbeti kesip şunları söylemişti: “Burada tutuklu olmak ağırıma gitmiyor. Ama şu adamla aynı çatı altında bulunmak gücüme gidiyor.”
Milliyetçi ve vatanperver bir insan, PKK’lı teröristlerle aynı karede resimleri yayımlanan ve geçmişi malum insanlarla aynı safta bulunabilir mi?
Darbe hatıralarına devam edelim.
12 Eylül darbesinden sonra, sanırım 1981 yılı temmuz ayı ortaları. Mustafa Kafalı, Kemal Bıyıkoğlu hocalar, Av. Tevfik Fikret Kılıçkaya birkaç dostla daha bizim bahçedeyiz. Gündüzden geldiler. Akşam da birlikte olduk. Sohbet ediyoruz. Gece saat on bir, yani 23 sularında kapı vuruldu. Baktım bir polis ekibi, “Toplantıyı dağıtın” dediler. Bunun bir toplantı değil aile oturması olduğunu, benim ev sahibi olmam dolayısıyla, misafirlere kalkın gidin, diyemeyeceğimi, isterlerse bunu kendilerinin söylemesi gerektiğini anlattım. Daha ileri gitmediler, çekip gittiler. Ben misafirlere gelenlerin polis olduğunu ve söylediklerini onlara anlatmadım. Onlar da on iki civarında kalktılar.
Aradan bir süre geçti, sıkıyönetim kumandanlığının emri ile Mustafa Kafalı Hoca’yı Ankara’ya, Kemal Bıyıkoğlu Hoca’yı da Bursa’ya sürgün ettiler. Böylece Selçuk Üniversitesi iki değerli elamanını kaybetmiş oldu. Bir süre sonra da Kemal Bıyıkoğlu Hoca Bursa’da bir kalp krizi sonunda hayatını kaybetti.
Dutlukırı’nda sıkıyönetim davalarının başladığı dönemler. Haftanın üç dört günü oradayız. Bir ara bir uygulama başladı. Nizamiye girişinde vatandaşın arabaları ile avukatların arabalarını durdurup arabanın içini, bagajı, motor çevresini araştırmaya başladılar. Bu hem zaman kaybına sebep oluyor, hem de gururumuzu incitiyordu. Meseleyi bazı avukat arkadaşlara açtım. “Gidip cezaevi kumandanı ile konuşalım, hiç değilse avukatlardan bu uygulamayı kaldırsınlar” dedim, ama kimseyi kumandanın yanına götüremedim. Ters bir cevap alırız diye kumandanla muhatap olmak istemiyorlardı. Sonunda bir avukat arkadaşı ikna ettim. Birlikte cezaevi kumandanın yanına gittik. Kumandan bize çay ikram etti. Konuyu açtım, arabalarımızda ne aradıklarını sorunca, “bomba arıyoruz” demez mi? Kumandana bunun yanlışlığını, hiçbir avukatın buna tevessül etmesinin mümkün olmadığını anlattım. Bunun üzerine cezaevi kumandanı, “Öyleyse bundan sonra avukatların arabalarını aratmayalım” dedi. Biz de böylece yanlış ve onur kırıcı bir uygulamadan kurtulmuş olduk.
Darbe dönemlerinde hak, hukuk ihlâlleri, heder olan yıllar ve ömürler, hele bir askeri savcı üsteğmen vardı ki, onunla mücadelelerimiz anlatılmakla bitmez. Bir gün bu savcıya yaptığı işin hukuka aykırı olduğunu söylediğimde, “Ben hukuk mukuk tanımam” cevabını hiç unutamıyorum.
Türkiye bir an önce darbe söylentilerinden kurtulup sivil anayasasına kavuşmalıdır. Başka ne diyelim.
Bu yazı toplam 4248 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.