1. YAZARLAR

  2. Abdullah Uçar

  3. Cömertleri Herkes Sever
Abdullah Uçar

Abdullah Uçar

DİNİMİZ TARİHİMİZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Cömertleri Herkes Sever

A+A-

Cömert: Allah’ın kendine verdiği servetten, O’nun istediği ve emrettiği yerlere zekât ve sadakasını verebilen, hayır ve hasenatını yapabilen, öksüzlerin, yetimlerin, fakirlerin, bîçarelerin… elinden tutabilen kimseye derler. Konuya Yozgatlı Şâir Fennî merhumun çok güzel ve çok meşhur Müsebba’ından (1) bazı bentleri okuyarak başlayalım:
Tesâdüf eyledikçe bir fakîr ebnâ-yı âdemde
Edip taltîfîne himmet bırakma berzah-ı gamde
Ne buldun saklamakla surre-i dînâr u dirhemde
Gerek sahn-ı kenîsâda gerek Beyt-i mükerremde
Hüner bir kalb-i mahzûnu sevindirmektir ‘âlemde
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleyman olmak istersen
İnsanoğullarından bir fakire tesadüf ettiğinde, onu dertleriyle baş başa bırakma, onun dertlerine derman olmaya çalış.
Elinde olan servet ve samanı vermeyip cimrilik yapmakla ne kazanacaksın? Kim ne götürebiliyor?
İster Kâbe’nin civarında ol, ister kilisenin avlusunda ol, ölmemeye veya topladıklarını götürmeye imkân var mı?
Bu dünyada hüner ve en büyük mutluluk bir kalbi sevindirmek, bir gönlü handan eylemektir.
Mesut ve bahtiyar olmak istersen, bir gözü, yani hiç kimseyi ağlatma, üzme.
Hz. Süleyman gibi hem dünya, hem ahiret saltanatı istersen onun yaptığı gibi, karıncanın bile hatırını incitme.
Edersen bir iyilik intîzâr eyle mükâfâta
Yaparsan bir fenâlık hâzır ol ‘ayn-ı mücâzâta
Lihâzâ müstâkîm ol inhimâk etme huzûzâta
Eğer kîsende pâren var ise sarf eyle hayrâta
Şu nushi dinlemezsen dûş olursun çok beliyyâta
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
Edersen bir iyilik mükâfatını mutlaka görürsün. Kötülük yaparsan da cezasını çekeceğini sakın unutma.
Netice itibariyle dosdoğru ol, dünyevî ve nefsanî isteklere kendini kaptırıp ahmaklık etme.
Kesende, kasanda paran varsa hayrata sarf et, seninle gidecek olan odur. Bu söylediklerime kulak vermezsen çok belâlara duçar olursun.
Mesut ve bahtiyar olmak istersen, bir gözü, yani hiç kimseyi ağlatma, üzme.
Hz. Süleyman gibi hem dünya, hem ahiret saltanatı istersen onun yaptığı gibi, karıncanın bile hatırını incitme.
Allah cömerttir, cömert olanları sever. Her türlü günahımıza, isyanımıza, inkârımıza rağmen hadde hesaba gelmeyecek kadar nimet veriyor. Çeşidiyle, rengiyle, tadıyla, kokusuyla, ismiyle, cismiyle… Sayılamayacak kadar çok nimet. Allah cimri olanları sevmez. Şâir Vehbî şu beytinde buna işaret ediyor:
Buhl ile olduğu çün pek merdût
Girmedi mushafa nâm-ı Nemrût
Gerçekten Şeytanın, Firavunun, Hamanın isimleri Kur’anda vardır. Ama Nemrut’un bahil (cimri) olduğu için yoktur. Nizamiye Medreselerinin kurucusu ve Büyük Selçuklu Devletinin, Alpaslan’ın, Melikşah’ın en popüler veziri, devlet adamı Nizamül Mülk, “Siyâsetnâme” isimli eserinde şöyle der: Melekler Allah’a: “Ya Rabbi! Hâşâ sana rekabet etmeye kalkıp, ilahlık iddiasında bulunan Firavun’a neye bu kadar uzun ve huzurlu ömür verdin, sebeb-i hikmeti nedir?” diye sordular, Cenâb-ı Allah: “onun o kötü huy ve hasletleri var ama o Cömert birisi ve binlerce insan onun sebebiyle rızık buluyor” diye cevap verdi. Eh cömert olan Firavuna bile Allah böyle in’am ve ikramda bulunursa, Cömert Müslümanlara neler vermez bir düşünelim.
Hadis: “Şu adamların kâfir olarak ölmesine çok üzüldüm: İyi bir şâir olması açısından İmrül Kays, Adil olduğu için Nuşirvan, Cömert olduğu için Hatem-i Tai, amcam olması ve bana çok iyilik etmesi açısında Ebu Talib.”(2)
Yine Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Cömert Allahu Teâlâ’ya yakındır. , halka yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri Allahu Teâlâ’ya uzaktır, halktan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Cahil fakat cömert olan kimse Allah katında abid fakat cimri kimseden daha sevimlidir.” (3)  Konuyu iki fıkra ile bağlayalım:
Timur Semerkant ve Buhara’yı fethettiği günlerde ünlü İranlı Şair Hafız yeni bir gazel yazmış, Gazelin bir beytinde:
Ân Türkî-i Şîrâzî be-dest âred dil-i mârâ
Be-hâl-i hindâyeş bahşem Semerkad ü Buhârâ
“O Şirazlı Türk güzeli gönlümü elimden aldı. Onun bir tek kara benine Semerkant ve Buhara’yı bağışladım.”
Timur beyti okuyunca Hafız’ın yüksekten atışına öfkelenmiş ve hemen huzuruna getirtip sormuş:
“Hafız! Biz Semerkant ve Buhara’yı fethetmek için bunca Müslüman kanı feda ettik. Sen ise onu bir güzelin kara benine bağışlıyorsun. Bu ne cömertlik?”
Hafız ellerini yana açıp fakir ve perişan halini göstererek:
“İşte, o yüzden bu haldeyiz ya Sultanım” demiş. Bu cevap karşısında Timur’un öfkesi yatışmış ve: “Şu eli açık şaire iki kese altın verin” demiş.(4)
Çok zengin birinden Bektaşi yardım ister. Zengin az bir para verip, suratını ekşitip, “bununla hemen meyhaneye gideceksin değil mi?” diye sorunca; “evet çünkü verdiğin para ile Hacca gidilmez ki” demiş!..
--------------------
1- Müsebbat: Yedişer mısralı bentlerden oluşan nazım türüne denir.
2- Nizamül Mülk, “Siyasetnâme”,Kült. Ve Tur. Bak. Yay. Ank. 1982, s.164.
3- Ö. Tuğrul İnançer, “Muhabbet Peygamberi Hz. Muhammed”, Sufi Yay. İst. 2010, s.48
4- Tirmizî, Birr; 40.
5- İskender Pala, “Güldeste”, Kapı Yay. İst. 2006, s. 4; Ö. Faruk Yılmaz. Osmanlı Fıkraları,
 Osmanlı yay. ist. 2000 s. 22.

Bu yazı toplam 2522 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.