1. YAZARLAR

  2. Nurten Selma Çevikoğlu

  3. Ciddi bir kulluk şuuru
Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

İZ DÜŞÜM
Yazarın Tüm Yazıları >

Ciddi bir kulluk şuuru

A+A-

Dünyâda yaşarken kulluk şuurundan uzak yaşıyoruz. Oysaki insan yaşantısının her karesine kulluk gelmeli. Onsuz hayat düşünülmemeli. Peki, bu ne demektir? Bu hayâtı kul olma bilinciyle yaşamak demektir. Tabi bu kolay mı?  Gaflete düşmeden, üç kuruş etmez şu dünyânın alâyişine kanmadan, günahlara bulaşmadan yaşamak zordur ancak cenneti kazanmak da ucuz olmasa gerek. Değerlileri elde etmek için pek çok şeyden büyük fedâkarlıklarla geçmek lâzımdır.

Kulluk şuuru nedir? Önce buna bakmak gerek; Kulluk şuuru, insanların söz ve davranışlarının mutlaka hesâbının verileceği bir âlemin olduğu idrakinde yaşamaktır. Hesap bilinci insanı yüce Yaratıcıya olan saygı, tâzim ve ibâdete sevk eder. Bu duygu kulu doğru davranışlar icra etmeye götürür dolayısıyla kişide ister istemez güzel ahlak melekeleri oluşur, gelişir. Netice kul dünyâda cennete aday hâle gelir.

Bu güzel neticeye ulaşmak için kulluğu hayâtın merkezine yerleştirmek şarttır aksi pişmanlıktır, hezimettir. İnsanlar çoğunlukla; ‘Yâ bu dünyâda güzel ahlaklı insan mı kaldı? Hakk’ın istediği şekilde ideal bir kulluk yapmak hakikaten imkansız, nerde kaldı eskinin ölçüleri bu devirde?’ diyerek bir aldanışa sürüklenirler. Bu nefsin ve şeytanın kulların kulağına fısıldadıkları vesveselerden ibârettir. Unutulmasın ki, nerde güzel kullukların yaşandığı yerler varsa oralar huzur mekânıdır. Nerde insanların kulluğunda kusur ve eksiklikler varsa o zeminlerde de huzursuzluk, sıkıntı ve problem mevcuttur. Bugün bütün bir insanlığın yaşadığı acı ve ızdırapların temelinde Hakk’a karşı kullukta eksikler vardır. Halbuki biz bu dünyâda Hakk’a kul olma bilincinin hesâba çekileceği bir ahret varlığını kazanmak adına bulunuyoruz.

İnsanlar dünya hayâtına ebedi saadeti kazanmak için geldiler. Biz bu dünyâya hayâtımızı bize verene hayâtımızı kurban etmek amaçlı geldik. Biz bu dünyâya ilk doğduğumuz saflıkta ve temizlikte son nefesimizi verebilmek için geldik. Biz bu dünyâya en çok sevdiğimiz şeylerden Allah için vaz geçebilmek dileğiyle geldik. Biz bu dünyâya ‘ölmeden evvel ölünüz’ sırrına erişmek adına geldik. Biz bu dünyâya Rabb’in bize tevdi ettiği ilâhî emâneti taşıyabilme sorumluluğu için geldik. Biz bu dünyâya iki cihânın sevgilisi son Nebi’nin muhabbetini taşımak için geldik. Biz bu dünyâya Hakk’ın nûrunu üstümüzde bulundurmak ve nihâyetinde cenneti kazanmaya geldik.

Bütün bu gerçekler bize dünyâyı önem verdirir. Ve yine bu hakikatler bize hayâtımızın her ânını kıymetli kılar. Bu dünyâya niçin gönderildiğimizi idrak edebilmemiz için dünya hayâtı bizim için değerlidir yoksa dünya ve içindekiler değil. Bu sebeple ebedi saadet için ahret geleceğimiz için dünyâyı reddetmemiz gerekiyor. Zira dünyevî arzu ve ihtiraslar insanın mânevî hayâtını körleştirir. İnsan ne denli kalbinden dünya sevgisini çıkarttığı müddetçe kalbi hayâtı o kadar seviye kazanır. Dünyâya olan düşkünlük insanın Rabb’ine olan sevgisini azaltır. Dünyâya sırt çevirmek ise rûhun aradığı Cenâb-ı Hakk’a muhabbettir. Kul içinde bulunduğu bütün menfiliklere rağmen gönlüne sâhip çıkabilirse ancak bahsedilen muhabbet iklimine girebilir. Aksi gaflettir, mânevi körlüktür, hakikatelere bigâne kalmaktır. Zâten asıl mesele dünyânın içinde yaşarken onun sevgisine râm olmamaktır.

Tabi bunu temin için kullukta kişilerin önceliklerini belirlemeleri şarttır. Kur’ân’ın değiştirilemez gerçekleri, sahih hadisler ve güvenilir âlimlerin içtihad çizgisinden şaşmamak lâzımdır. Bugün ne yazık ki ümmet hayâtı müspet, tavsiye edilir, güvenilir kaynak ahengini ve dengesini sağlayamadığı için istikâmet kaymasıyla karşı karşıyadır.  Kulluk şuuru oraya buraya savrulmadan ciddiyetli davranışlar icra etmeyi gerektirir. Bu olmayınca farzlar önemsiz görülüp nafilelerle uğraşmaya başlanılır. Bu çerçevede İslâm’ın büyükleri küçülür ya da küçültülür, küçükler de büyültülür. En gerekliler basite indirgenirken gereksizler üzerinde boşa durulur. Hatta hiç olmayacak şeylerle uğraşılır. Derken ümmetin kafası bir dolu lüzumsuzla meşgul olur. Neticede kullar hiçten yere uçurumun eşiğine kadar gelir. Bunlar bugün gerçekleşiyor…

Hâsılı Hakk’a kullukta şaşanların, dünyâda yaşama önceliklerinde kayma olanların artık akıllarını başlarına alma zamânı gelmiştir. Zaman kaybetmenin bir âlemi yoktur. O halde haydi ciddi bir kulluğa…

Bu yazı toplam 351 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.