1. YAZARLAR

  2. Hüzeyme Yeşim Koçak

  3. Çanakkale Yüzleşmesi
Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Çanakkale Yüzleşmesi

A+A-

Bazı suallerin cevaplandığı geziler vardır. Kiminde de çetrefil, burgulu sorularla cebelleşip duracaksınızdır.
Hakikaten DURup, düşünmemiz gereken bir YOLCUluktu. Bir Şairin başkanlığında, şiirli bir geziydi ayrıca.
Başlangıç ve son. Bursa’da büyüyen çınar; bir varoluş sürecinde, yıkımın eşiğindeki memleket ve Çanakkale. Sonra… günümüze göndermeler, bugün endişeleri, istikbali çelmeleyen karanlık gölgeler, tehlikeli havaî yürüyüşler.
Yazarlar Birliği’yle yaptığımız 7-8 Temmuz günlerini kapsayan Bursa-Çanakkale gezisinde, bizi özellikle pençesine alan; bir yüzleşme, sorgulama psikolojisiydi sanırım.
Çanakkale Harbinde, 14 yaşına kadar inen şehitler; vatanı kendi evlâdından, ailesinden, canı dâhil her türlü variyetten üstün tutan yüce ruhlar; sadece yıkanıp bitlerinden kurtulduğu için sevinen Soğanlıdere Bölgesindeki, kanaatkâr yaralı erler.
Düşmanın bilhassa saldırıp bombardıman ettiği hastaneler; ısırılan keçelerde kalmış mahzun mahcup şehit dişleri, Kanlı Sırtlar, ad değiştirmiş kızıla boyanmış dereler ve kızarmış gazaplı denizler.
 Seyit Onbaşı, Yahya Çavuş, 57’nci Alay, meşhur olduğu kadar nice isimsiz gizli kahramanı da barındıran topraklar; en asil şahitlikler, zirvelerdeki kutlu yeşillikler. Biricikler.
En önemli servetleri Cihadiye yüzükleri olan, mücadeleci fedakâr kadınlar, analar. Her köşe başında yazılı, gömülü destanlar, mânâ girizgâhları, açılışlar, maveraî perdeler, şehitlikteki bahçeler, lâtif sırlı kelimeler.
 Bazen bütün kahramanlar yeraltında, tutsak kaldı da; tüm Truva Atları olanca acımasızlığı ve hainliğiyle meydanda gibi gelir.
Avustralyalı kefere, Türk askerinin başını gövdesinden ayırır da; ancak 2003’de vatanına kavuşur gelir. O mübarek baş hâlâ, “kirli hesaplara” sığmayıp; yerleşecek, uyum içinde olacağı, bütünleşeceği bir beden arar gibidir.
“Başımız” hâlâ Kâfir ellerinde salınır y(ellenir). Çanakkale ERinin giydiği “kabalak” denilen hasretli şapkalar, bir yiğitbaşı peşinde koşar nicedir.
Tarihe bak; şapka başı, baş şapkayı dolduramaz günler geceler ve senelerdir.
Bir gezi; ara sıra çöken kasvet ve melâl…
Derken bir gönül seslenişi, bir şair sayhası; derinlerden, yüceler ve semavî zamanlardan çağıldar:
“Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!”
Artık endişelenmez. Kalbindedir, Hilâlle sarışmış yıldızlar.

KALEMİN ONURU
“Ülkemiz ve insanımız için, kalemin onurunu yere düşürmeden sürdürdüğünüz yazarlık hayatınızın izdüşümü kitap ve yazılarınızı armağan olarak kabul ediyoruz.” deniliyordu, TYB Konya Şubesi’nin lütfettiği “30.Yıl Hatırası” plaketinde.
Çanakkale gibi, ay yıldızımızın parladığı, bir ülkenin kem talihinin döndüğü tarihî şehirde, bu “onurluğun” sunulması, ayrı bir incelik ve zarafet nişanesi.
İçsel yazılarla ilgilendiğim, bambaşka akıntılarda yüzdüğüm; uzun sessizliklerle, fasılalarla örülüdür edebî hayatım.
Kalemle ikinci dostluk, 1997’den sonra başlamış; ilk kitabım 2003’de yayınlanmış. Mazi, bir rahim gibi beslemiş, büyütmüş ve meydanlara salmış…
Edebî hayatımda; her anlamda merkezî bir yerde, hemen ulaşıverdiğimiz, mensuplarının sıcaklığı, müktesebatı derhal hissedilen, bir yazı ve sanat dengesini de bulup kurduğumuz; akıl tatları kadar ruhî lezzetleri, bütünlük, servet duygusunu da yaşadığımız, o mütevazı şirin mekânın, TYB’nin önemi büyük.
Mekân türlü renklere bürünür ve bir tekâmül çağrısıyla sizi çeker. Yol-yöntem b(ilgisi), bir çizgi, bir daire… Hecelerden, muhabbetli nefeslerden kaide.
Yol arkadaşlarıma baktım ve ne kadar şanslı olduğumu düşündüm. Memleket meseleleri, güncel tartışmalar, fikir teatileri, edebî söz düelloları, karınca duaları…
Sonuçta çok hoş, insana şevk veren bir mânâ varlığı, ufuk koşusu, hülâsa. Huzur, sükûn ve sulh…
Bendeniz bu topraklara, bu millete, her birime şahsımı borçlu sayarım. Üzerimde hakları vardır. Kendilerini açmış, işaretlerini göstermiş, ışıldamış, mayalamış, yoğurmuş doğurmuş ve konuş(tur)muşlardır.
Bu itibarla yalnızca TYB Konya Şubesi Başkanı Sayın Mehmet Ali Köseoğlu, daimî Başkan Sayın Ahmet Köseoğlu’na değil; toprağına, taşına, bulutuna, harcına, halkalı güvercinlerine, yanık neylerine, bilcümle varlık sesine de minnet ve şükranlarımı ifade etmek, iletmek isterim.
Lâyık olmak için çalışacağım.

Bu yazı toplam 6303 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.