1. YAZARLAR

  2. Nevzat Laleli

  3. Can Damarlarımızı Kesiyorlar
Nevzat Laleli

Nevzat Laleli

YUVAMIZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Can Damarlarımızı Kesiyorlar

A+A-

Size birisi bir soru sorsak ve dese ki; “Bir milleti millet yapan ve onu ayakta tutan değerler nelerdir?” Bu soruya ne cevap verirdiniz?
Belki cevabınızı iki ayrı başlık altında toplar, birincisi manevi değerler, ikincisi de maddi değerlerdir, derdiniz değil mi?
Manevi değerlerin başında hiç şüphesiz din gelir, inançlarımız gelir, derdiniz. Sonra tarihimize bağlılığımız, inançlarımıza ters düşmeyen adet ve ananelerimiz derdiniz.
Maddi yönden bizi biz yapan değerlerimiz de hiç şüphesiz “Ülkemizde paranın yönlendirilmesinde etkin kuruluşların hükümetin ve bankaların spekülasyon (vurgunculuk) yapmamaları, sermaye sıkıntısı çeken esnaf, sanayici, üretici, çiftçi ve köylüye borç para verirken onun derisini yüzmek olan yüksek faizle para vermemelerini” isterdiniz.
Ahlak zafiyetine (düşüklüğüne) bağlı olarak hırsızlık, yankesicilik, hortumculuk gibi haksızlıkların, kumar, rüşvet gibi gayri resmi soygunculukların yapılmamasını ister, yüksek vergiler ve zam gibi resmi yollarla yolunmanın karşısında olur, “üretimin, imalatın, ihracatın özetle alın terinin yani çalışmanın kutsal tutulmasını isterdiniz” değil mi?
Yukarıda bir kısmını saydığım bu hususların bu gün, durumları nelerdir? Hiç etrafınıza, komşularınıza, milletimizin durumuna bakarak yukarıda ki hususlar açısından durumlar nelerdir, incelediniz mi? Kendinize hiç sordunuz mu, bu soruyu? Ne cevap aldınız?
Reytingin yüksek (seyredilme oranı) televizyonların, trajı büyük gazetelerin, çocuklarımızın bütün vaktini çalan bilgisayar oyunlarının, okulların ve ders kitaplarının, çevrenin evlatlarımız üzerinde yaptığı ahlak dejenerasyonuna (bozulmasına) ait yazımı bir başka zamana erteleyerek, bizim için yakın tehlike olan maddi açıdan nasıl çepeçevre kuşatılmakta olduğumuzdan söz edelim önce.
KENDİ PARAMIZLA SOYULUYORUZ
Türkçemizde güzel bir tabir (deyim) var. “Tavşana kaç, tazıya tut…” diye. Bizde bu gün uygulanan ekonomik düzen, maalesef (üzüntüyle yazıyorum ki) bu şekildedir.
Öyle ayarlanmıştır ki bu ekonomik sistem, ülkemizde üretim yapılmasın, kimse imalat yapmaya cesaret edemesin. İhracat mı (yurt dışına mal satımı mı)? Yüksek maliyetlerde dünya piyasalarında rekabet gücümüz kalmıyor ki? İthalat mı (yurt dışından mal alımı mı)? Tabii gelsin… Şeklinde özetlenebilir.
Hâlbuki üretim olmadan, imalat yapılmadan bir ülkede zenginlik olamaz, refah sağlanamaz. Bu gün görünen zahiri (sanal) bir zenginliktir. Borçlarımız artık gırtlağımıza kadar çıkmış, sadece evlatlarımız değil torunlarımızın torunları da çalışarak bu borcu ödemek isteseler ödeyemeyecek duruma düşürülmüşüzdür.
Bir çiftçi düşünün. Adamın tarlası var. Burada ekip dikiyor ve ülke insanının ihtiyacı olan bir maddeyi (diyelim ki buğdayı) bu ülkenin insanlarının istifadesine (kullanımına) arz ediyor. Bu adam aslında alnı öpülecek, eli öpülecek bir insan olması gerekir, değil mi?
Ama bizde bu böyle olmaz! Bu adamın her yıl üretim maliyeti durmadan artar. Tohumluklara zam… Mazota zam… Gübreye zam… Yedek parçaya zam… Kendinin ve evini ihtiyacı olarak satın almak istediği her şeye zam… Gelir de gelir…
Bu çiftçinin ürettiği malının satış fiyatının ise hemen hemen yıllardır yerinde sayması veya lütfen üç beş kuruş artış yapılır.
Bu yetmiyormuş gibi AB (Avrupa Birliği) kriterlerine göre tarım kesiminde çalışan nüfusun yüzde ona düşürülebilmesi için üreticilere kota uygulaması yapılır. Tütünde, fındıkta, pancarda, pamukta daha bilmem nerelerde kota uygulanır. Yani adamın tarlası var ama orada ekim dikim yapması istenmez.
“Deli olanın yapmayacağı…” ama bizde fütursuzca (çekinmeden) yapılan bir başka uygulama, üretim alanlarını daraltarak üretimi düşürmek yani fındık, pancar, tütün, pamuk gibi ürünlerin bahçelerini sökenlere kredi ve hibe yardımlarının yapılmasıdır.
Şimdi söyler misiniz bana… Bu çiftçi, üretici veya imalatçı ne yapsın? Gittikçe elimdeki avucunda ki üç beş kuruş ta eriyince, en tabii ihtiyaçlarını almak için ne yapmalıdır? Çoluk çocuğunu aç bırakarak ele güne rezil olmamak için bil mecburiye (zorlada olsa) banka kredisine yanaşmaktan başka…
Bizin aklı evvel idarecilerimizin çıkardıkları yasalarla, bankalarımız yabancılar tarafından satın alınmış ve ülkemiz sanki yabancı bankalarının istilasına uğramıştır.
ÜRETİME DEĞİL TÜKETİME KREDİ
Bu bankalar bizim çiftçimize kredi verirlerken “üretime değil, tüketime…” kredi vermekte ve faizlerini yüksek tutmaktadırlar.
Tabii kredi verirken banka güya kendini sağlama alacaktır. Bizim gariban çiftçimizin, arsalarını, evini, varsa traktör ve biçer döverini kendi banka ekspertiz raporuyla çok düşük göstererek almaktadırlar.
Yukarıda anlattığım gerçekler çerçevesinde bu çiftçi, aldığı krediyi geri ödemeye imkân bulamayacaktır ve bulamamaktadır.
Hemen kredi faizleri ve borçları adamın yakasına icra müdürlüğü kanalıyla sarılmakta ve adamın bütün ipoteklerini haczederek el koymaktadır.
Sonra İstanbul bir gazete (ne yazık ki sadece bir gazete) 15. Mart.2010 tarihli sayısında konuyu başlık üzerine taşıyarak feryat etmektedir.
“Topraklarımıza el koyuyorlar - YABANCI BANKALAR, ÇİFTÇİMİZİ ÖDEME GÜÇLÜĞÜNE DÜŞÜRÜYOR”
Ziraat Mühendisleri odası, 42. Olağan Genel toplantısı sonuç bildirisinde; “Yabancı sermayeli bankaların, çiftçinin ödeme gücüne bakmaksızın ve kasıtlı olarak üretime değil tüketime yönelik kredi verdiklerini belirterek, çiftçileri ödeme zorluğuna düşürmekte ve onlara haciz uygulamalarıyla topraklarına el koymaktadırlar” denmiştir.
Ülkemizde il ve ilçelerde birçok şubeleri bulunan bu bankalar, bilhassa Ege köylü ve çiftçilerine verdikleri şartlı kredileri ödeyemeyince, onlardan ipotek olarak alınan arazileri, tarlaları, evleri icra yoluyla ellerinden alınarak bankaların eline geçmektedir.
Anlattığım oyunlar bütün ülkemizde oynanmakta olup konuyu özellikle Ege bölgemiz için düşünelim ve tüketime kredi dağıtan bazı özel bankaların sahiplerinin Yunanlı olduklarını bilelim.
Dün ülkemizi işgal eden Yunanlıyı Mehmetçiğin süngüsüyle denize dökmüşken, bu gün aynı Yunanlının bu yollarla ülkemize gelerek yerleşmeyeceklerini kim garanti edebilir?

Bu yazı toplam 2526 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.