1. YAZARLAR

  2. Hüzeyme Yeşim Koçak

  3. Bu darbe başka darbe
Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Bu darbe başka darbe

A+A-

Biriktirdiği dergiler, bir Japon’un ölümüne sebep olmuş.

Kafasına düşmüş; ancak altı ay sonra ev sahibi tarafından ölüsü bulunduğunda durum anlaşılmış.

Üzücü olan, her odası dolu evden 6 ton porno dergi çıkması.

Nasıl bir güven(!) sığınak, arkadaşlık ya da nasıl bir saadet(!) hissi verdiğini bilmiyoruz.

Bir yalnızlık, mutsuzluk dramı mı, o işin ayrı faslı.

Pisi pisine, fevkalâde üzücü bir ölüm. Bazen ne feci bedeller ödüyoruz.

Olay biraz düşündürdü.

Biriktirdiklerimiz, atmaya kıyamadıklarımız, kıymetlilerimiz, kafamıza inenler, beynimizi felç edenler, önümüzü kesenler. 

Heveslerimizin maliyeti. Altında kaldıklarımız.

Başımız, ruhumuz bu ağırlıklarla şaşkın, sersem.

İlle de can vermemiz gerekmiyor. Kalbimiz yavaş yavaş ölüyor.

Bazı düşen parçalarla ruhumuz betonlaşıp, buzlaşıyor.

“Az, bir kerecikten üç beş defadan bir şey olmaz” deyip önemsemeyerek, yekûn oluşturan alışkanlıklar âdetler, hatalar, çirkin koleksiyonlar, katmerli cürümler, onursuz yükler. Mühürlü tekrarlar.

Ezen, küçülten, eksilten; esasen “çarpan” toplamalar.

Kişiyi parçalayan b(ölmeler). Özden kopmalar.

 Sonra da sayamadıklarımız ton’laşan kirli bir yığın, bir günah galerisi…

Görselin, suretin, maddenin büyüsüne kurban gittiğimiz; azgın, bize kafa tutan ve başımızı gönlümüzü yoran yaran, tahakküm eden, yazılı basılı şekiller, cisimler.

Bir Kulluk devri yaşadığımız kesin.

Kula, pula, eşyaya,  derin bağlılıklar.

Olay; sömür(ül)en bedenlerin intikamı mı; tozlanmış kirlenmiş senelerin ayaklanması mı, Yaz(g)ının hesaplaşması mıydı?

Ölüm, en sevilen keyiften geldi.

Pek açık saçık/ seçikti. Belki 90-60-90 ölçülerindeydi.

Çöplüğü, küllüğü mezarıydı.

Ne pahalı bir zevkti.

 Dergi, Japon’un üstünü ÖRTTÜ. Boyalı cilalı kâğıtlar giysisi, kefeniydi.

Acıklı bir dersti.

Resmini çektiler, “sahipsiz dergilerine” uçucu harflerle bu kez onun ismini yazdılar.

Yıllanmış sayfa güzelleri, kadıncıklar; uğurlarına can veren talihsiz “tavşan adamı” bir türlü paylaşamadılar.

Biçare, soğumuş erkek cesedine kapandılar.

Ne de olsa son müşterileriydi.

Cenazeyle birlikte evden dışarı çıktılar.

Aşk(!) bu olsa gerekti.

Kim “havuç”, kim “tavşan” artık bilinemeyecekti.

Bu yazı toplam 1047 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.