1. YAZARLAR

  2. Hüzeyme Yeşim Koçak

  3. Bazıları "Hayvan" Kalabilir
Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Bazıları "Hayvan" Kalabilir

A+A-
“İnsanlaşma” değil, bilakis “Hayvanlaşma” yönünde bir özenti, yönelim söz konusu. Hayvanların hürriyetine imrenenler ve örnek gösterenler var bugün.
“Ruh hezimetlerinin” çoğaldığı toplumlarda belki “hayvanlaşma duygusu” üretiliyor;  seçenek olarak geliştiriliyor ve kendi yaşayacağı iklimi yeşertiyor. Mesela Satanizm, düpedüz bir “hayvanlaşma”...
Ama kimsenin, “siretinin fotoğrafında”, hangi mahlûkun yer aldığından haberi yok. Çünkü böyle bir derdimiz yok.
Acaba, insanlık- hayvanlık arası “gizli geçişlerden, geçitlerden” bahsedilebilir mi? Yahut ara safhalardan, yazıklanası kayışlardan. “İnsandaki yırtıcı” ortaya çıkınca, artık “işe yaramaz” kabulüyle, “insaniyetimizi” gerisin geri iade etmelerden...
Farkına varmadığımız ama eninde sonunda, uğruna “insanî cevherimizi” pisipisine harcadığımız göz kamaştırıcı büyülerden; “çürük özlü” sahte inançlardan, bol keseden modern cennetler vaat eden, yeni zaman tâcirlerinden...
Tarihte de, çeşitli zamanlarda “Hayvanlaşma dönemleri” olmuş mudur? Câhiliye Devirleri, Ortaçağlar ve Modern Ortaçağlar, bir açıdan neyle tanımlanabilir?
Barbarlığı, nefretin, zulmün taçlaştırılmasını; bilimin tahakküm aracı olmasını, tiranlara hizmeti; sapkınlığın, behimiyetin pâyidar kılınmasını, neye sayacağız.
Şirazeden çıkmayı, haddi aşmayı, hiçbir ölçüye, değere tâbi olmamayı; azgınlığın şeddâdî yapılanmalarını, şerrin hükümranlığının izahını, nasıl yapacağız?
Beşeriyetin bilumum, iğrendiren, yerin dibine geçiren, aklı çarmıha geren  “şeref(!) tablolarını”; ezen, çökerten, delirten medeniyet(!) manzaralarını; açlığın, sefaletin, her tür sömürünün çılgın tırmanışını, insanlık onurumuzla, “beş yıldızlı çağdaşlığımızla” nasıl bağdaştıracağız.

“İnsanlaşma” sonsuzluğu imlerken; “hayvanlaşma”, her şeye rağmen bir “daralmayı, sınırlanmayı” meydana getiriyor. Tanrı’yı, kutsalı ret; dünyayla sınırlı bir kısırlığı da şekillendiriyor.
Sadece, “dünya”da karar kılanlar da bir noktada hayvanlaşıyor. Çünkü ret ettiklerimiz, seçimimizi belirliyor. Seçme, başka ihtimalleri, seçenekleri ortadan kaldırdığına göre; “hayvanlaşma”, aklı, iradeyi, bize sunulan değerleri; İlâhî verileri de inkâr etmeyi ya da kabulsüzlüğü gerektiriyor. Kutsal İrade’ye bağlantıyı imkânsız kılıyor.
“Hayvanlaşma”; “insanlık dili”ni anlamama; insanlar içinde “hayvan” kalmak ve kendi “düzeni”ni kurmak demek.
“İçimizdeki hayvanın” ihtiyaçlarına göre, hayatımızı tanzim ederken;  “insanlık değerlerinin” öncelediği bilgiyi kullanmaya, özdenetime, şahsî uygulamalara karşı çıkıyoruz. Dolayısıyla hadiselere, dünyaya ibret nazarıyla bakma, hikmet çıkarma, ruhî üst düzeylere geçme, farklı okumalar yapma gibi; manevî çalışmalar sonucu oluşabilecek gelişimlerden de yoksun kalıyoruz. “İnsanlık mertebesi” diye bir sıkıntı bizden uzak.
“Hayvanlaşma”  bu tür bir fakirleşme. Gardiyanın esareti. Zenginin sefaleti. Bilginin cehaleti...
 “Hayvaniliği”, ruhumuza egemen kılarken; içimizdeki canavarı cümle âleme salma. İç terörü, Ego’nun dehşeti ve vahşetini çevreye yayma; çeşitli “ideolojiler”  eliyle tahribat, harâbat...
“Hazreti İnsan”ın dünyayla kurduğu ahengi; “hayvansının”, çevresini tahrip ederek, yıkarak; ters taraftan kendine uydurma, uyum kurma çabası. “Şer dünyası”nın inşası...
“Hayvanilik Örnekleri”nin yatay düzlemde yayılması ve derinlere kök salması.
“Mutlak Hakîkat”ı; geçici, değişken “dünya gerçekleri”ne kurban etme.
“Ebediyet Bilgisi”ne sırtını dönme. Dünya tasarımımız ve tasavvurumuzda gelişme(!)

Sırf, “benliğinin özgürlüğü” için yaşayanlar, kolayca “hayvanca” olmayı seçiyor.
Oysa “Benler” de değişiyor. Hayatınızın vazgeçilmezleri, dünyadan kopardıklarınız, istekleriniz, tutkularınız...
O zaman “zevk” kolayca acıya dönüşüyor. “Hayvanî lezzetlerin” değeri fazla değil, geçici, üstelik “gerici”... Zevkin “ruhsatlısı” ise, serinletici.
“Hayvanlaşma” kullanılmak, sömürülmek de demek.
“İnsanlaşma” yolunda gidenler, İlâhî yasalara uyarken; erdemi de içine geçiriyor. Huzur, güvenlik, bütünlük, insicam içinde yaşayabiliyor. Dolayısıyla zaafları örtülüyor yahut azalıyor.
Hâlbuki “hayvanlaşma”; çatışmayı, parçalanma ve ayrışmayı getiriyor. Çokluğun karmaşasında; dünyanın insana duyduğu hınç da, gizli aşikâr tuzaklarda; aklını, kalbini yediriyor.
Hayvanlara imrenenler, “insan olmanın anlamı” üzerinde uzun uzadıya kafa yormalı. Ama düşünceyi, hayvanlık derekesine indirip, tanımı “düşünen hayvan” üzerinden yapanlara bunu nasıl anlatmalı.
Hayvanların bir tercihleri yok, varlıkları konusunda. Biz seçebiliriz oysa.
“Hayvanlaşma eğilimi”; “insanlık emanetini”, “hayvanlaşma” doğrultusunda harcamak; güzergâhsız, takıntılı, saplantılı-genellikle kemikler peşinde koşmak- harcanmak demek.
...
Ruhların düşüşü, suretlere de aksediyor. “İnsanlık alâmetleri” tek tek silinirken, “hayvanlık izleri” bir bir tezahür ediyor.  Karşılaştığımız insanın bizde yarattığı his, etki rahatsız ediyor; âdeta kalbimizi ısırıyor.
Çakal, sırtlan, köpek, domuz- artık hangisini, zatınıza münasip görürseniz- şekilleri;
insanı boğuyor.
“İnsan” olarak yaratılmıştık. “Hayvanlık” aşılıyoruz ve onlar tarafından aşılıyoruz. Gerçek ölümler, kan ağlanası intiharlar bu olsa gerek.
Dilimiz/ dilimiz “hayvanîleşiyor”. Lüks mağaralarımız, inlerimiz bile var.
Tahrif edilmemiş din; gerçek “Medeniyet ölçüsü”... “Hayır!” Diyoruz. "Biz hayvanlaşmak istiyoruz!”
“Hayvanlaşma” cehlin ol mertebesi ki hayvanı bile aştığımız... Çünkü ona “akıl” verilmemişti. Elçiler, kitaplar gönderilmemişti. İlim de tahsil edemezdi.
Siz ki, Efendiydiniz ve dünyanın efendisi... Şimdi onu  “Efendi” seçiyordunuz. Üst değer. Belirleyici güç...
Seçiyordunuz ve seviyordunuz. Ki, kişi sevdiğiyle beraberdir.
Bazıları sürüler halinde, çiftliklerde ve nefsaniyetlerinin çitleri dâhilinde yaşayabilirler.
Ürüyebilir ve dilediği gibi üreyebilir, hattâ belki ehlileştirilebilirler de.
Yabanî tabiatlarını çoğu defa gösterir; ısırır, kudurur, azar; çağdaşlık kisveyle yazar, çizer, tozarlar.
Bırakınız öyle kalsınlar...
Bir büyüğün, buyurduğu gibi: “Yuları, boynuna dolayıverirsiniz..” olur biter...
Bu yazı toplam 5124 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.