1. YAZARLAR

  2. Süleyman Küçük

  3. Bayramlık Yazılar -2-
Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

ÇAĞRIŞIMLAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Bayramlık Yazılar -2-

A+A-
Ramazan Ayının 2. haftası da geride kaldı.
İlahi emre boyun eğen insan olmanın verdiği haz ile Allah’a (cc) kulluğun zirve yaptığı, rahmet, bereket ve bağışlanma ayı olan Ramazan ayının yarısını geçtik sayılır.
Ramazan, en azından sofralarımızda aynılaştığımız mı, farklılaştığımız mı ay oluyor?
Kur’an-ı Kerim hükümlerine göre bir türlü eşit olmayı beceremeyen hatta hiç mi hiç istemeyen insanoğlunun zengini ile fakirinin, tok ile aç olanın en azından oruç müddetince de olsa eşit olması gerekmez mi idi?
Ramazan ayı gelince her çeşidinden kurulan Ramazan pazarları bu yıl da hız kesmediğini gösterdi.
Geçen 2 haftalık sürede eski bol irtica sosuyla süslü Ramazan haberleri atık görülmese de gece yarılarına kadar Karagöz Hacivat eğlencelerini aratmayan sözde din âlimlerinin katıldıkları programlar başta olmak üzere her kanal ve gazete de ayrı ayrı Ramazan pazarı kuruldu.
İrtica haberlerini çoktandır yemeyen ve bu haberlerin şifresini çözen millete Ramazan şenlikleri yanında ibadet tarafı ağır basan yeni ramazan provokasyonları sunulur oldu.
Basın için Ramazan ayları bulunmaz zamanlar, sözde din âlimleri de en büyük Ramazan malzemesidir.
Basın için bu konuda sınırda yoktur. Çünkü mesele Ramazan pazarından yeterince nasiplenmektir.
Ramazan süresince iftarla sahur arası televizyon ekranlarına taşınan mevsimlik hocalar da her yıl yaptıkları kışkırtıcı açıklamaları ile bu pazarı iyice kızıştırmaktadır.
“İslam'da teravih diye bir namaz yok. Teravih namazı bizzat Peygamberimizin yasakladığı bir şeydir, peygamberimizden sonra gelenler bu namazı koydular” açıklamaları ile açılan bu yıl ki Ramazan pazarına Mescid-i Nebevi'nin içinden görüntüler yayınlanması ve biraz da Somali’ye yapılmaya başlanan yardımların gölgelediği beş yıldızlı bir otelde oruç açmanın sorumluluğu konuları çeşni katmaya devam ediyor.
Art niyetli olup olmadığına bakılmaksızın her uzatılan mikrofona konuşan mevsimlik din âlimlerinin konuştuğu bu zamanda konuş(a)mayan gerçek İslam âlimlerinin sessizliği farkında olmasalar da bizleri olduğu kadar kendilerini de öldürüyor.
Bize göre içine düştükleri sessizlik ve acizlik en azından “Emri bil maruf, nehyi anil münker” ilkelerine aykırıdır.
Konya da zaten bu Ramazan kafeler, çay bahçeleri, lokantalar ve dönerciler açık.
Hatta Mevlana Alanı’ndaki Kızılay Aşevi’nin bulunduğu sokaktan başlamak üzere Alâeddin Caddesi’nin tamamı ile Zafer Meydanı’ndaki müzikli müziksiz işletmelerin masaları gündüz dahi dışarıda servise amade.
Kaldırım işgalinin bu dereceye gelmesini, belediye kasasına girecek az bir maddiyat karşılığında hoş görenler bile tahmin etmemişlerdir.
Oruç yemek isteyen her kimse kahvaltısını ve öğlen yemeğini dilerse egzoz gürültüleri arasında güneşli havada, isterse son günlerde püfür püfür esmeye başlayan rüzgâr altında yiyebilir bu kaldırım işgalinde. İsterse de iftarını edebilir göstere göstere.
Yeni nesil Tahammül ve hoş görme fetvaları da tam zamanına denk geldi hani.
Belediyelerin Ramazan pazarı da hayli ilginç bir hal almaya başladı.
Teravih zamanına denk getirilen sazlı sözlü eğlenceler devam ederken, İftar ve Sahur programlarında bile belli ölçüde rekabet oluşmaya başladı.
Belediyelerin son birkaç yıldaki tavırlarına bakılırsa Kariyerist ve konformist davranışların hizmetlerden daha çok ön plana çıktığı görülmektedir.
İdealizmin karşıtı olan bu davranışlar, davranış sahiplerini ve uygulama alanı bulduğu toplumları hak-hukuk ve sosyal adalet kavramlarından uzaklaştırdığı kadar en azından Ramazan ayının ve Oruç ibadetinin gayesine de uygun düşmez.
Diğer bir Ramazan pazarına gelince TV’lerde artistlerle, şarkıcı türkücülerle yardım kampanyaları başlattığımız Afrika'daki açlığın temel sebebi emperyalistlerin hırsıdır.
Bütün dünya biliyor ki Afrika’daki kuraklık ve açlıktan ölen her bir insanın, yok olan tarım alanları ile evcil hayvanların temel müsebbibi batılı insanın bitmeyen emperyalist hırsıdır.
Afrika'yı aç bırakan “tarım emperyalizmi”nin en kısa tarifi, yabancı yatırımcılar tarafından tarlaların satın alınarak veya kiralanarak, endüstriyel tarım için kullanılıyor olmasıdır ki bu tür tarım, ilgili uzmanlar tarafından “tarım emperyalizmi” olarak adlandırılmaktadır.
Afrika’daki açlık gündeme gelince insanın aklına istemese de biran gelecekteki Türkiye perspektifi geliveriyor.
Son yıllarda kolaylaştırılan hükümlerle, Türkiye’deki tarım arazilerinin çoğu yabancılara ya satıldı, ya da kiralandı.
Türkiye’deki tarım arazilerinin satılması veya da kiralanması bu hızla devam edecek olursa sonuç gelecekte ne olur dersiniz?
Thomas Mountain Batılı bir gazeteci. Yazdığı makalede “BM bünyesindeki en büyük yardım kuruluşu olan Dünya Gıda Programı kasıtlı olarak Somali’de tarımı bitirerek bugün yaşanan kıtlığın asıl sorumlusudur“ derken diğer taraftan “Türkiye'de ekonomik kriz yaşanırken, nerden çıktı bu Afrika'ya yardım?” diyenler ile yeri geldiğinde fetva vermekte cüretkâr davranan, yeri geldiğinde ise sessizliğe bürünmekte mahzur görmeyen İslam âlimlerinin kulakları çınlıyor mu acaba?
Bir daha tekrar etmekte yarar var. Bu devam ede gelen olaylar hiç değişmeyecekse, bayram yapmak için Ramazan Ayının sonunun gelmesini beklemeye ne gerek var?
Bayramınız şimdiden kutlu olsun!
Bu yazı toplam 5034 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.