1. YAZARLAR

  2. Ayşe Aslı Duruk

  3. Aysel’in kaleminden…
Ayşe Aslı Duruk

Ayşe Aslı Duruk

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Aysel’in kaleminden…

A+A-


***

Adımı yukarıda okudunuz. Yaşımı yazayım bir de: 65. Dolu dolu 65 yıl… Kendime yabancılaşıyorum bu sayıyı gördükçe. Daha birine alışamamışken, bir yenisi ekleniyor her sene. Neyse. Kendimden örnek vererek anlatıp söylemek istediğim şeyler olmasaydı, yazarın elinden çekip almazdım kalemi. Şimdi dinleyin beni…

**

İlkin, hikayemin nasıl başladığını yazayım, kısaca. Bizimkiler, 4 erkek evlattan sonra, belki sıradaki de kız olur da çeşit olur, değişiklik olur diye beni getirmişler dünyaya. Kız evlada kıymet verildiğinden değil yani. Onu anlatmak istedim. Oysa ironiye bakınız ki, sırf bu dünyaya getiriliş vesilesinden dolayı da, yani tam olarak aynı sebepten mütevellit, 5 evladın içinde en şanssızıyımdır, ben. Geleneksel yapıda, ataerkil hegemonyanın saltanat sürdüğü bir iklimde büyüdüm de. Abilerim…

**

Hepsi birkaç yıl arayla doğmuş bıçkın delikanlılardı, benim de biraz serpilip büyüdüğüm sıralarda. Hatırlıyorum da… Yok Aysel’in etek boyu, yok kahkahasındaki kasıtlı ve cilveli nağmeler… Az dayak yemedim! Kayıtsız bir halde az izlemedi bunu babam. Az ağlaşmadık, rahmetli anneciğimle birlikte. Sinir hastasına dönerdi insan. Döndüm de. O zamanlardan yadigar, kronik bir rahatsızlığa sahibim bünyemde, şimdilerde ‘psikosomatik’ olduğunun rahatlıkla söylenebileceği.

**

Tabi insanın neşesi, yaşama arzusu kolay kolay sönmez. Üzerimdeki o görünmez ama belimi büken ağırlığa rağmen, gençliğin verdiği hayat enerjisi ve itici güç sayesinde, yaşama umutla bakan bir genç kızdım ben. Üniversiteyi kolaylıkla kazandım, yüksek dereceyle. Mühendislik ve Fen Bilimleri okumaya başladım. Annem, “5 çocuğumun içinde en zeki olanı Aysel’dir” diyerek, belki samimi fikrini söyler, belki de beni onurlandırmak isterdi. Bilmiyorum.

**

Fakülte yıllarında, o zamanlar sağ sol olayları falan var, fikir ve vicdan hürriyetine inandığım için, rengimi belli eden birisiydim. Ah o yıllar… Ali vardı. Çok severdik. Evlenecektik. Öyle hareketli, öyle aşk dolu yıllardı o yıllar, yani. Tabi abilerim… Tüm bunları öğrendikleri gün, duymadığım hakaret ve yemediğim dayak kalmamıştı evde. Üniversitede okumak ‘her açıdan’ sakıncalıydı demek ki, Aysel için… Bitiremedim, anlayacağınız. Ali ile de, bıçak gibi kesildi tabi. Tıpkı babasının başka bir şehre tayini çıkan çocuğun, sınıf arkadaşlarından mecburen ayrılmak zorunda kalması gibi. Öyle acizce, zavallıca, öyle kesin ve net bir kopuş! Şimdilerdeki gibi sosyal medya ya da cep telefonu falan da yok o zamanlar tabi. Birinin meçhule yollanması, yokluğa karışması çok kolay.

**

İvedilikle evlendirdiler beni, ardından. Tanımadan, sevmeden… İşte neşemin ve yaşama arzumun sönmesi de tam olarak o yıllara rastlar, benim. Aklımda Ali, karnımda bebek… Henüz hamileyken, kalp krizinden öldü eşim. İyi bilirdim. İyi insandı ama sevmek başka bir şeydi işte. Abilerim de tam o senelerde evlendiler sırasıyla. Sevdikleri, istedikleri kızları aldılar, hepsi de. Gelsin torunlar, dolsun torbalar… Bebeğimle birlikte, babamın evinde yaşamaya başlamıştım, ben de.

Yıllar sonra kızım büyüdü, yeniden evlendim, mutluluğu bir nebze tadabildim vesaire, hayat hikayemi anlatmayacağım şimdi size. Annemin babamın yaşlılıklarında, en hayırlı evlat çıktığımdan da bahsetmeyeceğim. Söylemek istediğim şey, başka. Abilerim…

**

Hayatımın hakimleri, savcıları, yargıçları… Şimdi her birisi kendi evinde, düzeninde, karısında. Nasılsın diye sormak için bir aramazlar bile beni şimdi. Anca senede 2 3 kez karşılaşırız, ailemizin tapu ya da velayet işlemleri için falan, o kadar. Ne bileyim, şuraya imar gelir, buraya imza gerekir… Varlıklı aileyiz. Aysel ise, okulu, sevdiği, hayalleri ve hayatının hükmü ve kontrolü konusunda hiçbir varlığa ve söz hakkına sahip olamamıştır. Olamamıştır da… Bu kız ne yaptı, ne etti diye, ayda yılda bir de olsa, bir aramaz mı insan kardeşini, hiç? Nasılsa gençlik serden gitti ve böylece ‘onların’ namuslarına(!) ‘leke’ sürme riskim kayboldu ya, aranıp sorulacak bir durumum mu kalmadı şimdi yani? Bakın sinirlendim yine, tansiyonum oynayacak! O değil de, gönlümün bir teli titreyip inler hala, mazide kalan o aşkı yad ettikçe… Halen anarım da evet, bildiğiniz gibi değildi ki. Neyse.

**

Ee bir hayat da böyle geldi geçiyor işte, ne geçti şimdi kimin eline? Geçen dördü de bir aradayken şöyle bir baktım da abilerime… O bıçkınlıktan, deli kandan eser kalmamış. Yaşlanıp ağarmışlar hepsi. Peki şimdi neden hiç arayıp sormazlar beni? Sadece bunu anlamak istiyorum.

 

Bu yazı toplam 2063 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.