1. YAZARLAR

  2. Aslı Duruk Birpınar

  3. Arkandan hiç konuşmadım
Aslı Duruk Birpınar

Aslı Duruk Birpınar

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Arkandan hiç konuşmadım

A+A-

Arkadan konuşmak, arkadan iş çevirmek, arkadan kuyu kazmak, arkadan vurmak vs… Cümleler, ‘arkadan’ ile başlayınca, ne kötü. Hainlik, adilik, sinsilik ve daha nice benzeri çağrışımın sebebi olan eylemlerin içinde, hep bir ‘arka’ ya da ‘sırt’ var. ‘Sırttan hançerlemek’ var bir kere. Vicdansızlığın daniskası artık!

‘Yüze karşı’ yapılan her bir işteyse, övülesi ve asil bir dürüstlük ve doğruluk gizli. Öyle değil mi ama? Yüze karşı olduktan sonra, her şey doğal ve olağan, sanki. Her şey, hoş görülesi. İlki al aşağı; bu ise, baş tacı!

Tabii…

O ‘arkadan’ yapılanlardaki çirkinliğe katılmakla beraber, ‘yüze karşı’ olanlar hakkındaki fikirlerimizi de, temize çekmemiz lazımdır derim oysa, toplumca. Olmadı çünkü. Arkadan yapılanlardaki kötülüğü pekiştirmek adına, yüze karşı olan her şeyi mübahlaştırdık çünkü adeta.

Karşıda yüzü duran bir insanın kalbini, vurucu, yaralayıcı hatta belki de aşağılayıcı ve saldırgan sözlerle, tam orta yerinden kırıp darp etmekte, bir sakınca görmez olduk, örneğin. Ne de olsa, söz konusu bu eylem, ‘yüze karşı’ eylenmişti; arkadan değil ya! Gösterilen bu cüretin ve saygısızlığın ismi, olsa olsa, ‘dobralık’ olurdu, nasılsa. Arkadan olmadıktan sonra, açık ve küstahça yapılan saldırıların hepsi, pekala hoş görülebilirdi.

Dil altında uzunca süre bekleyen ve bu bekleyiş sebebiyle kurşun gibi ağırlaşan baklaları, muhatabın suratına karşı fırlatmakta, elbette ki ince bir dürüstlük gizliydi. Alkışlanıp övülmeliydi, bu açık yüreklilik. Evet, açık yüreklilik, mertlik gibi kelimelerle tanımlanabilirdi, takdire şayan bu işler. Dedik ya, arkadan ve sırttan değil ama önden ve kalpten yaralamak, pek de kötü sayılmazdı nasılsa. “dobrayım” denilip geçilirdi en fazla, ne var? Hatta, kalpten vuran bir avcı olmakla övünülürdü bile, ne diyorsunuz? Ne de olsa, ‘arkadan’lı cümleler bunca zamandır yeterince karalanmış ve diğer her şey aklanmıştı artık. İnceliği kaybettik ama lafı mı olur, ‘dost acı söyler’di, nasılsa. Oysa ki, ‘dost, acıyı bile tatlı söyler’di, o sözün aslı buydu galiba ama neyse ne, kim uğraşacak şimdi? Düzeltmelerle uğraşmak yerine, yanlış da olsa, üzerine basıp yükseldiğimiz(?) basma kalıp hazır laflarımız var bizim. Tahtaları çürük insanlık merdivenlerimiz gelmiştir ve patron çıldırdı: şimdi hepsi 5 kuruş! Bu kadar ucuz.

Yüze karşı olduktan sonra, bir yumruk geçirip ağız burun kırmanın adı, şimdi dobralık ve dürüstlük!

Tüm bunları, sakın, sırttan vurmayı, ya da, arkadan konuşmayı, kabul edilebilir gördüğüm için yazdığımı sanmayın. Asla. Lakin din temalı şu gerçeği de biraz olsun düşünelim ki, o muhakkak sakınılası gıybetin kıstası, “bu sözü, arkadan değil de muhatabın yüzüne karşı söylesem, kırıcı olur muydum?” diye düşünen bir irdeleyiştir. Sözdeki çirkinlik esastır; arkadanlık ya da öndenlik değil. Böyle biliyorum. Yanılıyorsam, düzeltilmesini beklerim bu yanılgının… Hülasa, yüz yüze olup da kalp kırmanın, arkadan olup da gıyaben olumsuz konuşmaktan pek bir farkı yok.

Hatta, surata karşı atılan bir tokat, sırta geçirilen bir darbeden daha fazla acıtır, bana sorarsanız…

Bu yazı toplam 857 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.