Hayat ve ölüm iki tılsımlı kelime. Birincisi olan hayat, anlam ve içerik açısından bütün kültürlerde hemen hemen aynı manaya gelir.
Yaşamak ve canlılık demektir. İkinci kelime ölüm ise taşıdığı mana itibariyle kültürlere göre değişim gösterir.
Materyalist Batı kültüründe ölüm yok olmak demektir. Bunun için de ölüme karşı çareler ararlar ve ölümü hep soğuk yüzü ile hatırlarlar. Doğu toplumlarında ise ölüm yeni bir başlangıçtır.
Hayatta iken elde edilen kazanımlar ahret için bir malzemedir. Hayatta iken iyilik yapan, öldükten sonra yaptığı bu iyiliklerin karşılığını görecek ve bu âlemdeki hayatını refah içerisinde geçirecektir. Hayatta iken kötülük yapan da bunun cezasını mutlaka çekecektir.
İnsan, iki maddenin birleşmesi ile meydana gelmiştir. Bunlardan birisi vücuttur, diğeri ise ruhtur. İnsan, ikinin bir olması ve birde yok olmanın örneğidir. Anne rahminde gelişen vücuda ruhun girmesi ile insan canlanır ve kişileşir. Ruhun girmediği beden ise ölü doğar ve bir kişilik oluşturamaz.
Ölüm, insanı oluşturan iki maddenin aslına kavuşması hadisesidir.
İnsan bedenini oluşturan vücutta, toprakta bulunan bütün minareleri bulmak mümkündür. Çünkü inancımıza göre ilk insan olan Adem’in vücudu çamurdan yapılmış ve şekillendirilmiştir. Bunun için de ölümden sonra tekrar aslı olan toprağa dönmektedir.
İnsana canlılık veren ruh da, inancımıza göre ALLAH tarafından insan vücuduna üfürülmüş bir nefestir. Üfürülen bu nefes, insana ilahi güç tarafından verilen süre boyunca alınıp verilmekte ve vücudu canlı tutmaktadır. Takdir edilen nefes sayısı sona erince, nefes alıp verme işlemi de sona ermekte ve ruh dediğimiz madde ait olduğu yere dönmektedir.
Yunus Emre’nin tabiri ile ölen insan değil vücuttur, hayvandır.
Çünkü onun aslı olan toprak da mevsimlere göre canlanıp, ölmektedir.
Topraktan meydana gelen vücut da aslı ile aynı özellikleri sergilemekte ve kendi mevsimine göre değişim göstermektedir.
Toprağın en verimli olduğu dönem ilkbahardır. İnsanın en hareketli olduğu dönem de gençliğidir. İlkbaharda yeşeren ve gürleşen bitkiler yaz döneminde meyve verirler. Orta yaşa ulaşan insan da en verimli dönemini yaşar ve öğrendiklerinin meyvesini vermeye başlar.
Sonbahar, tabiatın duraksadığı ve hareketin azaldığı bir dönemdir.
İnsanın sonbaharı da yaşlılığıdır. Bu dönemde gücü tükenir ve eski hareketliliği kalmaz. Kış, toprağın ve tabiatın ölüm anıdır.
İnsanın kışı da ölümüdür.
Ruh, Allah’tan bir nefes olduğu için yaratıcısı gibi ölümsüzdür.
Vücudu terk ettikten sonra yine geldiği yer olan berzah âlemine döner.
Burada ilk yaratıldığı zaman yaratıcısının “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna verdikleri “Evet, sen bizim Rabbimizsin” cevabına ne kadar sadık kaldıklarının hesabını vermekle yükümlüdür.
İnsan kelimesi kök itibari ile nisyan kelimesinden gelir. Nisyan ise ‘unutan’ veya ‘unutturulan’ anlamına gelir. Burada unutturulandan kast edilen, ruhun kendine ait bedene girmeden önce yaptıklarının ilahi güç tarafından unutturulmasıdır. Unutma ise ruhun yaratıldığı zaman Rabbine verdiği ‘Evet sen bizim Rabbimizsin’ sözünü unutması ve bu sözünün arkasında durmamasıdır.
İnsan unutturulduğundan sorumlu değildir. Ancak unuttuğundan sorumlu tutulacak, bunun hesabı mutlaka sorulacaktır. İşte bu hesaplaşma ölüm denilen olaydan sonra başlayan ikinci ve asıl hayatta vuku bulacaktır.
Yunus Emre bir şiirinde bu konuyu öyle güzel dillendirmiş ki, başka söyleyecek söz bırakmamış.
Hey benim ömrüm kuşu, kande varasın bir gün Ecel arayı yörür, ele giresin bir gün
Gele göğsüne kona, tenin tutuşa yana
Bir kadeh şerbet suna, içe kanasın bir gün
Görmeğe gelenleri, hal hatır soranları
Sevgili yarenleri, görmez olasın bir gün
Yarenlerin geleler, seni tacilleyeler
Soyalar donlarını, uryan kalasın bir gün
Tap timar eyle tene, yarar eyle bu cana
Şol yılana çıyana, nasip olasın bir gün
Münkerle Nekir gele, gele karşına dura
Dilince sual sora, cevap veresin bir gün
Aşık Yunus nidesin, acep kande gidesin
Erenler meclisine, girmez olasın bir gün
Yaşamak ve canlılık demektir. İkinci kelime ölüm ise taşıdığı mana itibariyle kültürlere göre değişim gösterir.
Materyalist Batı kültüründe ölüm yok olmak demektir. Bunun için de ölüme karşı çareler ararlar ve ölümü hep soğuk yüzü ile hatırlarlar. Doğu toplumlarında ise ölüm yeni bir başlangıçtır.
Hayatta iken elde edilen kazanımlar ahret için bir malzemedir. Hayatta iken iyilik yapan, öldükten sonra yaptığı bu iyiliklerin karşılığını görecek ve bu âlemdeki hayatını refah içerisinde geçirecektir. Hayatta iken kötülük yapan da bunun cezasını mutlaka çekecektir.
İnsan, iki maddenin birleşmesi ile meydana gelmiştir. Bunlardan birisi vücuttur, diğeri ise ruhtur. İnsan, ikinin bir olması ve birde yok olmanın örneğidir. Anne rahminde gelişen vücuda ruhun girmesi ile insan canlanır ve kişileşir. Ruhun girmediği beden ise ölü doğar ve bir kişilik oluşturamaz.
Ölüm, insanı oluşturan iki maddenin aslına kavuşması hadisesidir.
İnsan bedenini oluşturan vücutta, toprakta bulunan bütün minareleri bulmak mümkündür. Çünkü inancımıza göre ilk insan olan Adem’in vücudu çamurdan yapılmış ve şekillendirilmiştir. Bunun için de ölümden sonra tekrar aslı olan toprağa dönmektedir.
İnsana canlılık veren ruh da, inancımıza göre ALLAH tarafından insan vücuduna üfürülmüş bir nefestir. Üfürülen bu nefes, insana ilahi güç tarafından verilen süre boyunca alınıp verilmekte ve vücudu canlı tutmaktadır. Takdir edilen nefes sayısı sona erince, nefes alıp verme işlemi de sona ermekte ve ruh dediğimiz madde ait olduğu yere dönmektedir.
Yunus Emre’nin tabiri ile ölen insan değil vücuttur, hayvandır.
Çünkü onun aslı olan toprak da mevsimlere göre canlanıp, ölmektedir.
Topraktan meydana gelen vücut da aslı ile aynı özellikleri sergilemekte ve kendi mevsimine göre değişim göstermektedir.
Toprağın en verimli olduğu dönem ilkbahardır. İnsanın en hareketli olduğu dönem de gençliğidir. İlkbaharda yeşeren ve gürleşen bitkiler yaz döneminde meyve verirler. Orta yaşa ulaşan insan da en verimli dönemini yaşar ve öğrendiklerinin meyvesini vermeye başlar.
Sonbahar, tabiatın duraksadığı ve hareketin azaldığı bir dönemdir.
İnsanın sonbaharı da yaşlılığıdır. Bu dönemde gücü tükenir ve eski hareketliliği kalmaz. Kış, toprağın ve tabiatın ölüm anıdır.
İnsanın kışı da ölümüdür.
Ruh, Allah’tan bir nefes olduğu için yaratıcısı gibi ölümsüzdür.
Vücudu terk ettikten sonra yine geldiği yer olan berzah âlemine döner.
Burada ilk yaratıldığı zaman yaratıcısının “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna verdikleri “Evet, sen bizim Rabbimizsin” cevabına ne kadar sadık kaldıklarının hesabını vermekle yükümlüdür.
İnsan kelimesi kök itibari ile nisyan kelimesinden gelir. Nisyan ise ‘unutan’ veya ‘unutturulan’ anlamına gelir. Burada unutturulandan kast edilen, ruhun kendine ait bedene girmeden önce yaptıklarının ilahi güç tarafından unutturulmasıdır. Unutma ise ruhun yaratıldığı zaman Rabbine verdiği ‘Evet sen bizim Rabbimizsin’ sözünü unutması ve bu sözünün arkasında durmamasıdır.
İnsan unutturulduğundan sorumlu değildir. Ancak unuttuğundan sorumlu tutulacak, bunun hesabı mutlaka sorulacaktır. İşte bu hesaplaşma ölüm denilen olaydan sonra başlayan ikinci ve asıl hayatta vuku bulacaktır.
Yunus Emre bir şiirinde bu konuyu öyle güzel dillendirmiş ki, başka söyleyecek söz bırakmamış.
Hey benim ömrüm kuşu, kande varasın bir gün Ecel arayı yörür, ele giresin bir gün
Gele göğsüne kona, tenin tutuşa yana
Bir kadeh şerbet suna, içe kanasın bir gün
Görmeğe gelenleri, hal hatır soranları
Sevgili yarenleri, görmez olasın bir gün
Yarenlerin geleler, seni tacilleyeler
Soyalar donlarını, uryan kalasın bir gün
Tap timar eyle tene, yarar eyle bu cana
Şol yılana çıyana, nasip olasın bir gün
Münkerle Nekir gele, gele karşına dura
Dilince sual sora, cevap veresin bir gün
Aşık Yunus nidesin, acep kande gidesin
Erenler meclisine, girmez olasın bir gün
257 defa okundu...







KEREM İŞKAN
RECEP ÇINAR
RASİM ATALAY
MEHMET ŞAHİN KURU
SÜLEYMAN KÜÇÜK
HÜZEYME YEŞİM KOÇAK
AHMET GÜLDAĞ
EBUBEKİR MÜCEVHER
RECEP ÖĞÜTÇÜ














