“Kulları içinde Allah’tan en çok korkanlar âlimlerdir” buyrulur ayet-i celilede. İşte o gerçek âlimlerden birisi de Merhum Hacıveyis Zade Mustafa Kurucu Hocamızdır. Yirminci yüzyılda Konya gül bahçesinin en güzel açan, en çok koku veren güllerinden biridir.
Evet, âlim, evliya, salih insanların yetişmesi açısından Konya’mız tarihten beri mümbit bir toprak olmuştur. Sadreddin Konevi’den, Mevlana Celaleddin Rumi’den beri âlimler zincirinin halkaları hiç kopmamış, son halkalarından birisi de Merhum Hacıveyis Zade olmuştur. 1889-1960 yılları arasında yaşayan Hocamız, yazdığı okunan bir kitap bırakmamış ama binlerce öğrenci bırakmıştır. Bugün Konya’mızın ileri gelen din âlimlerinin hemen hepsine feyiz kaynağı olmuştur. Televizyonlarda hâlâ sohbetini dinlediğimiz Merhum Tahir Büyükkörükçü Hocamızın da feyiz kaynağıdır Merhum Mustafa Kurucu Hoca Efendi.
Hocamız, Konya’da ikinci meşrutiyet yıllarında açılan Islah-ı Medaris’te okumuştur. Bu medrese imam-hatip okullarının ilk örneğidir. Eski medreselerden farklı olarak fen ve sosyal derslerinin de okunduğu yeni bir müfredat ve yeni bir nizamnameyle açılan medresenin ilk öğrencilerinden olan Hoca, babası Hacıveyis’le birlikte aynı medresenin en genç hocası olmuştur.
Atatürk, bu medreseyi teftişe gelmiş, Atatürk’ün önüne düşüp gezdiren Hocamız olmuş, ne hikmetse daha sonra kapatılmıştır. Manifaturacı Rahmetli Bayram Zade’den dinlediğime göre, bu okulda okuyan öğrencilerin başarısından korkulduğundan kapatılmıştır.
Bizlere Hacıveyis Zade Hocamızı görmek ve önünde okumak nasip olmadı. Ama O’nun öğrencilerinden ders almak, O’nun öğrencilerinden anekdotlarını (firasetlerini ve kerametlerini) dinlemek nasip oldu.
Yetmişli yıllarda (1974-81 yılları arası) Konya İmam- Hatip Lisesi’nde öğrenci iken meslek dersleri hocalarımızın çoğu Hacıveyis Zade Hocamızda okuyan muhteremlerdi. O hocalarda okumak bizim için de bir şerefti, şanstı. Çünkü onlar Hacıveyis Zade Hoca’nın tavrı ve terbiyesiyle yetişmişlerdi. Oturaklı ve disiplinli insanlardı. İnanıyorum ki bizlere de örnek oldular, bugün azcık şuur ve bilgi sahibi isek onların emeğinin neticesidir. Okuduğumuz yıllarda ders aralarında zaman zaman Hacıveyis hocalarından anekdotlar, hatıralar anlatırlardı, bizler de hayran hayran dinler, derslerimize daha çok sarılırdık.
Evet, imam-hatip liselerinin harcında Hacveyislerin emeği ve duası var. Özellikle Konya İmam- Hatip binasının (bugün merkez imam-hatip lisesi) her taşında ve tuğlasında Hacı Veyis Zade Merhum’un alınteri var. Kapı kapı, harman harman dolaşmış, para ve zahire toplayarak yaptırmıştır. O yüzden çok bereketli bir okul olmuş, binlerce din alimi, yüzlerce devlet adamı yetiştirmiştir. Bu bereketi Hacıveyis Zadelerin himmetlerine ve dualarına bağlıyorum. Bu ırmak hiç kurumayacak, kaynamaya ve akmaya devam edecektir inşaallah.
HACI –VEYİS ZADE MERHUM HAKKINDA DUYDUKLARIM
Hacıveyis Zade Hocamızdan feyiz alan son hocalar bugün yetmişli yaşlarda köşelerine çekilmiş, emekliliklerini yaşamaktadırlar. Çoğu da o yaşlarına rağmen konferanslarına, vaazlarına, sohbetlerine, yazılarına devam etmektedirler. Prof. Mustafa Uzunpostalcı, Prof. Ali Osman Koçkuzu, Ahmet Baltacı, Halit Güler Hocalarımızı 5 Şubat Hacveyis Zade’yi anma günü dolayısıyla düzenlenen panelde dinledim. 1950’li yıllara gittim. Bizler de bu güzel insanların talebeleri olarak ne kadar şanslı olduğumuzu, Konya’mızın âlim yönünden ne kadar bereketli olduğunu gördüm. Allah kendilerine faydalı ve sağlıklı uzun ömürler versin.
İmam Hatip Lisesinde okuduğumuz yıllarda Kur’an hocamız Muammer Tan, Ahmet Kurhan ve Abdurrahman İzmirli hocalarımız vardı. Her üç de Hacıveyiszade’nin talebeleeriydi. Onların ağzını, tarzını, üslubunu almaya çalıştık ve bizler de onlardan aldığımız o ağızla yüzlerce öğrenciye Kur’an öğrettik. Dolayısıyla sevapları, o çığırı açan Hacıveyis Zade hocamıza ulaşmaktadır. Zira “hayra delalet eden onu yapan gibidir”.(hadis)
Muammer Tan hocamızın tatlı bir Kur’an okuyuşu vardı. Hocası Hacıveyiszade, “babam, keşke bir hafız olsaydın” demiş. Bu söz üzerine hafızlığa başladım derdi. Yine Abdurrahman İzmirli Hocamızın Kur’an okuyuşu meşhurdu. Okuduğumuz Kuran-ı Kerimlerin kaplanmış olmasını isterdi ve ilk gün bunda ısrar ederdi. Kur’an-ı Kerimini kaplamayanları notla cezalandırırdı. Sanırım bu edebi ve adabı, hocaları Hacıveyis Zade Merhum’dan almışlardı. Kaplanmış Kur’an-ı kerimi hem abdestsiz taşımak mümkün olurdu, hem de Kur’an yıpranmazdı. Bu Kur’an’a saygının bir ifadesiydi.
Hocalarımızdan dinlediğimize göre, Hacıveyis Zade Hoca, sınıfa girince hangi öğrencinin abdestsiz olduğunu ferasetiyle ve kerametiyle bilirdi, “sen, sen, sen, abdestinizi tazeleyin öyle gelin” diye lavaboya gönderirdi.
Arkasından çekiştiren ve sürekli kapı dinleyen, dinlediklerini milli eğitime şikayet eden okul müdürünü her görünce kucaklar, saygısını belirtirdi. “Hocam, siz şikayet eden adama bu kadar niçin taltif edersiniz?” diyenlere, “bir talebe okutmak için bin münafığın kahrını çekerim” dediğini anlatırlardı hocalarımız.
Hacıveyis Zade Merhum, talebelerine hitap ederken “babam”, “ulen sahtekar”, “tuzsuz”, “yankayışı kopuk” gibi ifadeler ve iltifat sözler kullanırdı. Bu ifadeleri öğrenciler bir anne- baba şefkatiyle söylenmiş sözler olarak algılarlar, saygıda kusur etmezlerdi.
Hayatı boyunca Hocamızın beş özelliği öne çıkıyordu: Uzun ve ihlaslı duaları, çocuk- büyük-küçük demeden herkese selam vermesi, ilim aşığı olması, cömert olup kimseyi boş çevirmemesi, cemaatle namazını hiç aksatmaması, ders aralarında teneffüslerde dahi namaz kılması.
Hocamızın şefaatine nail olabilmek için 5 Şubat 1960 ölüm yıldönümü dolayısıyla birkaç satır da ben yazmak istedim. Kitapları olmasa da kıyamete kadar gönüllerde yaşamaya devam edecek, Allah makamını ali, rahmetini bol eylesin, bizlere de şefaatini nasip eylesin!
Evet, âlim, evliya, salih insanların yetişmesi açısından Konya’mız tarihten beri mümbit bir toprak olmuştur. Sadreddin Konevi’den, Mevlana Celaleddin Rumi’den beri âlimler zincirinin halkaları hiç kopmamış, son halkalarından birisi de Merhum Hacıveyis Zade olmuştur. 1889-1960 yılları arasında yaşayan Hocamız, yazdığı okunan bir kitap bırakmamış ama binlerce öğrenci bırakmıştır. Bugün Konya’mızın ileri gelen din âlimlerinin hemen hepsine feyiz kaynağı olmuştur. Televizyonlarda hâlâ sohbetini dinlediğimiz Merhum Tahir Büyükkörükçü Hocamızın da feyiz kaynağıdır Merhum Mustafa Kurucu Hoca Efendi.
Hocamız, Konya’da ikinci meşrutiyet yıllarında açılan Islah-ı Medaris’te okumuştur. Bu medrese imam-hatip okullarının ilk örneğidir. Eski medreselerden farklı olarak fen ve sosyal derslerinin de okunduğu yeni bir müfredat ve yeni bir nizamnameyle açılan medresenin ilk öğrencilerinden olan Hoca, babası Hacıveyis’le birlikte aynı medresenin en genç hocası olmuştur.
Atatürk, bu medreseyi teftişe gelmiş, Atatürk’ün önüne düşüp gezdiren Hocamız olmuş, ne hikmetse daha sonra kapatılmıştır. Manifaturacı Rahmetli Bayram Zade’den dinlediğime göre, bu okulda okuyan öğrencilerin başarısından korkulduğundan kapatılmıştır.
Bizlere Hacıveyis Zade Hocamızı görmek ve önünde okumak nasip olmadı. Ama O’nun öğrencilerinden ders almak, O’nun öğrencilerinden anekdotlarını (firasetlerini ve kerametlerini) dinlemek nasip oldu.
Yetmişli yıllarda (1974-81 yılları arası) Konya İmam- Hatip Lisesi’nde öğrenci iken meslek dersleri hocalarımızın çoğu Hacıveyis Zade Hocamızda okuyan muhteremlerdi. O hocalarda okumak bizim için de bir şerefti, şanstı. Çünkü onlar Hacıveyis Zade Hoca’nın tavrı ve terbiyesiyle yetişmişlerdi. Oturaklı ve disiplinli insanlardı. İnanıyorum ki bizlere de örnek oldular, bugün azcık şuur ve bilgi sahibi isek onların emeğinin neticesidir. Okuduğumuz yıllarda ders aralarında zaman zaman Hacıveyis hocalarından anekdotlar, hatıralar anlatırlardı, bizler de hayran hayran dinler, derslerimize daha çok sarılırdık.
Evet, imam-hatip liselerinin harcında Hacveyislerin emeği ve duası var. Özellikle Konya İmam- Hatip binasının (bugün merkez imam-hatip lisesi) her taşında ve tuğlasında Hacı Veyis Zade Merhum’un alınteri var. Kapı kapı, harman harman dolaşmış, para ve zahire toplayarak yaptırmıştır. O yüzden çok bereketli bir okul olmuş, binlerce din alimi, yüzlerce devlet adamı yetiştirmiştir. Bu bereketi Hacıveyis Zadelerin himmetlerine ve dualarına bağlıyorum. Bu ırmak hiç kurumayacak, kaynamaya ve akmaya devam edecektir inşaallah.
HACI –VEYİS ZADE MERHUM HAKKINDA DUYDUKLARIM
Hacıveyis Zade Hocamızdan feyiz alan son hocalar bugün yetmişli yaşlarda köşelerine çekilmiş, emekliliklerini yaşamaktadırlar. Çoğu da o yaşlarına rağmen konferanslarına, vaazlarına, sohbetlerine, yazılarına devam etmektedirler. Prof. Mustafa Uzunpostalcı, Prof. Ali Osman Koçkuzu, Ahmet Baltacı, Halit Güler Hocalarımızı 5 Şubat Hacveyis Zade’yi anma günü dolayısıyla düzenlenen panelde dinledim. 1950’li yıllara gittim. Bizler de bu güzel insanların talebeleri olarak ne kadar şanslı olduğumuzu, Konya’mızın âlim yönünden ne kadar bereketli olduğunu gördüm. Allah kendilerine faydalı ve sağlıklı uzun ömürler versin.
İmam Hatip Lisesinde okuduğumuz yıllarda Kur’an hocamız Muammer Tan, Ahmet Kurhan ve Abdurrahman İzmirli hocalarımız vardı. Her üç de Hacıveyiszade’nin talebeleeriydi. Onların ağzını, tarzını, üslubunu almaya çalıştık ve bizler de onlardan aldığımız o ağızla yüzlerce öğrenciye Kur’an öğrettik. Dolayısıyla sevapları, o çığırı açan Hacıveyis Zade hocamıza ulaşmaktadır. Zira “hayra delalet eden onu yapan gibidir”.(hadis)
Muammer Tan hocamızın tatlı bir Kur’an okuyuşu vardı. Hocası Hacıveyiszade, “babam, keşke bir hafız olsaydın” demiş. Bu söz üzerine hafızlığa başladım derdi. Yine Abdurrahman İzmirli Hocamızın Kur’an okuyuşu meşhurdu. Okuduğumuz Kuran-ı Kerimlerin kaplanmış olmasını isterdi ve ilk gün bunda ısrar ederdi. Kur’an-ı Kerimini kaplamayanları notla cezalandırırdı. Sanırım bu edebi ve adabı, hocaları Hacıveyis Zade Merhum’dan almışlardı. Kaplanmış Kur’an-ı kerimi hem abdestsiz taşımak mümkün olurdu, hem de Kur’an yıpranmazdı. Bu Kur’an’a saygının bir ifadesiydi.
Hocalarımızdan dinlediğimize göre, Hacıveyis Zade Hoca, sınıfa girince hangi öğrencinin abdestsiz olduğunu ferasetiyle ve kerametiyle bilirdi, “sen, sen, sen, abdestinizi tazeleyin öyle gelin” diye lavaboya gönderirdi.
Arkasından çekiştiren ve sürekli kapı dinleyen, dinlediklerini milli eğitime şikayet eden okul müdürünü her görünce kucaklar, saygısını belirtirdi. “Hocam, siz şikayet eden adama bu kadar niçin taltif edersiniz?” diyenlere, “bir talebe okutmak için bin münafığın kahrını çekerim” dediğini anlatırlardı hocalarımız.
Hacıveyis Zade Merhum, talebelerine hitap ederken “babam”, “ulen sahtekar”, “tuzsuz”, “yankayışı kopuk” gibi ifadeler ve iltifat sözler kullanırdı. Bu ifadeleri öğrenciler bir anne- baba şefkatiyle söylenmiş sözler olarak algılarlar, saygıda kusur etmezlerdi.
Hayatı boyunca Hocamızın beş özelliği öne çıkıyordu: Uzun ve ihlaslı duaları, çocuk- büyük-küçük demeden herkese selam vermesi, ilim aşığı olması, cömert olup kimseyi boş çevirmemesi, cemaatle namazını hiç aksatmaması, ders aralarında teneffüslerde dahi namaz kılması.
Hocamızın şefaatine nail olabilmek için 5 Şubat 1960 ölüm yıldönümü dolayısıyla birkaç satır da ben yazmak istedim. Kitapları olmasa da kıyamete kadar gönüllerde yaşamaya devam edecek, Allah makamını ali, rahmetini bol eylesin, bizlere de şefaatini nasip eylesin!
312 defa okundu...







KEREM İŞKAN
RECEP ÇINAR
RASİM ATALAY
MEHMET ŞAHİN KURU
SÜLEYMAN KÜÇÜK
HÜZEYME YEŞİM KOÇAK
AHMET GÜLDAĞ
EBUBEKİR MÜCEVHER
RECEP ÖĞÜTÇÜ














